Hayat yoldaşı
Bana bunları düşündüren, bu sihirli kelimeyi adında taşıyan Türk Eğitim Vakfı (TEV) oldu. Açıkçası vakfın genel müdürü Banu Taşkın’la tanışıncaya kadar, TEV’in sadece burs sağlayan bir kurum olduğunu sanıyordum. Ama Banu Hanım’la sohbet edince, vakfın adında neden ‘eğitim’ olduğunu anladım. Çünkü TEV bu kavramın derinliğini bilen ve onu hayata geçiren bir kurum. 58 yıldır var olan, Türkiye’nin 81 ilini kapsayan, bugüne kadar 340 binden fazla burs veren ve her yıl 20 bin başvuru alan kurum; gençlerin öğretim/okul masraflarını karşılamakla kalmıyor. Burs sırasında ve sonrasında hem staj-istihdam desteği vererek ve kariyer programlarıyla-mentorlukla onları çalışma hayatlarında yönlendirmeye devam ediyor hem de belki de en önemlisi, sosyal-kültürel-sanatsal faaliyetlerle bütünsel donanımlarına hizmet ediyor. Yani onların kökten dönüşmelerini sağlıyor.
“Bir gencin kendi bireysel hikâyesini dinlediğiniz an, siz de o hikâyenin bir parçası oluyorsunuz artık. Dışında kalamıyorsunuz. O hikâyeyi beraber yaratmaya devam ediyorsunuz” diyor Banu Taşkın. Zaten kendi hayatını, vakıfta çalışan herkesin hayatlarını bu hikâyelere adadıklarını onu dinlerken hissetmemeniz mümkün değil. Sanki bursiyerlerin hayat yoldaşı...
Dört yıldır TEV’in genel müdürlüğünü yapan Banu Hanım, özellikle ‘Yüzyılın Felaketi’ denen
Antakya depremi döneminde TEV’in kendini nasıl bölgeye tüm varlığıyla adadığını anlatırken duygulanıyor. “Bizim bağışçılarımız çok büyük oranda ömür boyu veya en azından çok uzun yıllar boyunca bağış yapıyor. Deprem sonrasında her birinin nasıl bir adanmışlık içinde olduğunu görünce bizim sadece burs veren bir yapı olmadığımızı tüm iliklerimde hissettim Verda Hanım” diyor. “Hemen deprem günü 60 kişilik bir ekip kurduk ve kısa sürede bölgede 6 okul inşa ettik. Konteynerde yaşayan bir gencimiz o günlerde kendisini aradığımızda bize ‘İnanamıyorum, demek orada birileri varmış’ diyerek hislerini dile getirdi ve o an konteynere ‘ışık’ girdiğini söyledi. Hatta bunu da bir resme döktü” diyerek bu beraberlik ruhunu her bir bursiyerle yaşadıklarını anlatıyor Taşkın.
Farkındalık artıyor
“Burs sadece finansal kaygı düzeyini azaltmakla ve öğrencilerin çalışmak zorunda kalmadıkları için eğitimlerine odaklanmasını kolaylaştırmakla kalmıyor. Bir kere sosyal yaşama ve kültürel etkinliklere çok daha fazla ve rahat katılabildikleri için yaşam doyumlarını ve enerjilerini yükseltiyor. Burs almayan öğrencilere göre yaşam memnuniyetleri yüzde 7 artıyor. Özgüvenleri ve farkındalıkları resmen sıçrama yapıyor. Aynı zamanda ‘aile sıcaklığı’ hissettiklerini söyleyerek aidiyet duygularının arttığını dile getiriyorlar” diyor TEV Genel Müdürü.
Zaten vakfın, Incommon şirketiyle birlikte tam 1.175 TEV bursiyeri ve 374 mezun bursiyerle görüşerek yaptığı ‘Etki ve İçgörü Araştırması’ da gençlerin burs aldıklarında nasıl dönüştüklerini, bireysel uyanışlarının nasıl arttığını ortaya koyuyor: Bursiyerlerin yüzde 42’si bu sayede kendini güçlü, yüzde 23’ü değerli, yüzde 8’i huzurlu hissettiğini söylüyor. Farkındalıklarının ne kadar arttığına dair en önemli bulguysa kız öğrencilerden geliyor. Kadın bursiyerlerin yüzde 78’inin annesi çalışmamasına rağmen, yüzde 70’i burs sonrası aktif iş hayatında yer alıyor! Evlilik yaşlarının gecikmesi, eşlerini kendilerinin seçmesi gibi sonuçların da şahsi hayatlarına yansıdığını görüyoruz.
“Beni en çok etkileyense, TEV bursiyerlerinin gönüllülük yapma eğiliminin 3 kat arttığını görmek oldu. Dolayısıyla TEV gençlerin bütünsel iyilik halini de destekliyor. Bu da toplumsal dönüşümü tetikliyor” diyerek sözlerini bitiriyor Banu Hanım. Yani her bir bağışçı tek bir genci destekleyerek aslında toplumu kökten dönüştürüyor. İyilik her zaman hızla, halka halka yayılıyor. İyi ki varsınız tüm bağışçılar...