LİYAKATSİZ YÜKSELMELER
Türkiye’de en yıpratıcı alanlardan biri de liyakatsiz yükselmelerdir. Bir gecede köşe yazarı yapılanlar, ekranlara taşınanlar, editoryal sorumluluk almadan “kanaat önderi” ilan edilenler... Yurtdışında böyle bir şey yoktur.
Yurtdışında “editor-in-chief/director of news/managing editor” rolleri, genellikle üç sacayağında ölçülür: Editoryal karar kalitesi, ekip yönetimi, kriz yönetimi. Bu pozisyonlar, çoğu yerde “haberin sahipliği” değil, “haberin hesabı”dır.
- ABD’de ve Avrupa’da genel yayın yönetmeni, yayın çizgisinin ve editoryal etiğin garantisidir. Siyasi iktidarla, patronla, reklam verenle mesafeyi korumak onun asli görevidir.
- Kısacası yurtdışında genel yayın yönetmeni, uzun yıllar editoryal kademelerden geçmiş kişidir. Haber masasında pişmiştir. Hata yapmıştır, bedel ödemiştir. Kurumu temsil eder. Gazeteciliğin etik sınırlarını korumakla yükümlüdür.
- Türkiye’de ise bu rol giderek zayıfladı. İstisnalar hariç, genel yayın yönetmeni çoğu zaman editoryal lider değil, kriz yöneticisi ya da siyasi arabulucu gibi konumlandı. Bu da kurumsal refleksi çökertti.
BAŞKAN, CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKANLIK MUHABİRİ OLMAK VE UÇAĞA BİNMEK
- ABD’de “White House correspondent” olmak, pratikte White House beat dediğimiz uzmanlık alanına (beat) düzenli şekilde atanmakla başlar. Burada kilit mekanizma press pool (basın havuzu) düzenidir; yer darlığı veya erişim sınırlı olduğu için küçük bir grup gazeteci temsil görevi üstlenir, sonra tüm basınla paylaşır.
- 2025’te havuz rotasyonunun kontrolüyle ilgili Beyaz Saray–WHCA arasında ciddi gerilimler ve erişim tartışmaları yaşandığı haberleştirildi. Reuters ve Politico, Beyaz Saray’ın pool seçimi üzerinde daha fazla kontrol arayışını ve bunun basın bağımsızlığı açısından tartışmasını aktardı.
- Kısacası Air Force One’a, yani başkanın uçağına binmek bir ödül değildir. Basın havuzu sistemiyle belirlenir. AP, Reuters gibi ajanslar neredeyse her zaman havuzdadır, çünkü onların geçtiği bilgi tüm dünyaya yayılır. Diğer medya kuruluşları rotasyonla seçilir. Oraya giden gazeteci kendi adına değil, tüm basın adına oradadır.
- Fransa’da cumhurbaşkanlığı (Élysée) muhabirliği, pratikte akreditasyon ve “Élysée’yi düzenli takip” üzerinden işler. Élysée’nin basın düzeni/erişim tartışmaları ve basın odasının konumu bile ülkede haberleştirilen bir konu olmuştur; bu da “kurum–basın ilişkisi”nin başlı başına bir denetim alanı olduğunu gösterir.
- İngiltere’de başbakanı düzenli takip eden gazetecilik ekosistemi, “Downing Street lobby” dediğimiz akredite siyasi muhabirler sistemiyle anılır. Son günlerde (Aralık 2025) Downing Street brifing düzeninde değişiklik tartışmaları bile sistemin gazeteciler tarafından sürekli izlenip eleştirildiğini gösteriyor.
- Kısacası Fransa’da da İngiltere’de de tablo benzerdir. Cumhurbaşkanı ya da başbakanı izleyen gazeteciler en deneyimli siyaset muhabirleridir. Bu görev, prestijden çok yük demektir. Çünkü yapılan her hata kurumu da yakar.
- Türkiye’de AK Parti’nin özellikle ilk yıllarında lideri yurtiçinde ve yurtdışında ilgili muhabirler takip ediyordu. Sonrasında ise dönüşümlü olarak Ankara temsilcileri, genel yayın yönetmenleri ve ilgili köşe yazarları alındı. Ancak son dönemde uçağa binen gazeteciler çeşitlendirildi. Bu yapılırken de belli ki gazetecilik geçmişleri, muhabirlik yapıp yapmadıkları, meslek hayatları boyunca uluslararası zirve izleyip izlemedikleri, dış politika bilgileri gözden kaçırıldı.🤫