KEMAL SUNAL’I NİYE SEVDİK
SADECE çok güldüğümüz için mi, yoksa gülerken kendimizi gördüğümüz için mi?
Galiba hepsi. Ve biraz daha fazlası.
Kemal Sunal filmlerinde sadece bir karakter oynamadı. Bir tavrı, bir hayat duruşunu temsil etti. Anadolu’nun saf ama saf olduğu kadar da zeki insanını... Değerlerinden kopmamış, kurnazlığa özenmeyen, “uyanıklık” yapmayı marifet saymayan bir insanı.
Onun filmlerinde köyden kente gelen bir adam vardı ama bu geliş kibirli değildi.
“Ben geldim, bana uyun” diyen biri hiç olmadı.
Aksine, “Bu büyük şehri anlamaya çalışıyorum” diyen bir hal vardı.
İstanbul’a uyum sağlamaya çalışan Kemal Sunal karakterleri, aslında hayata uyum sağlamaya çalışan insanlardı. Şehir onları dönüştürmeye çalışırken, onlar da şehre kendi vicdanlarını, dürüstlüklerini, saf görünen ama derin bir adalet duygusu taşıyan bakışlarını getiriyordu.
Ve biz onu bu yüzden sevdik.
Çünkü o karakterler “üstten” bakmıyordu; aşağılamıyordu.
Öğüt vermiyordu. Sadece gösteriyordu.
Bugün filmlere baktığımızda bu karakterlerin yerini başka tiplerin aldığını görüyoruz. Daha hızlı, daha sert, daha iddialı insanlar... Hayata değil, hayattan beklediklerine odaklı karakterler. Uyum sağlamaya çalışan değil, uyulması gereken figürler. Aslında mesele sadece sinema değil. Rol model kavramı da değişti.
Kemal Sunal’ın oynadığı karakterler bize şunu fısıldıyordu.
“Temiz kalmak aptallık değildir.”
Bugünün rol modelleri ise çoğu zaman başka bir şey söylüyor.
“Hızlı ol. Öne geç. Göster. Parla.”
Ama Kemal Sunal’ın filmlerinde parlayan şey karakterdi, hayat değil. Zenginlik değil, vicdandı. Kazanç değil, haklılıktı.
Ve galiba bugün yeniden şuna ihtiyacımız var.
Uyum sağlamayı bilen ama kendini kaybetmeyen insanlara.
Sessiz ama sağlam duruşlara.
Basit görünen ama derin rol modellere. Kemal Sunal’ı işte bu yüzden sevdik.