Müfit Özdeş
Lakabı Deli Müfit’ti, Lütfi Müfit Özdeş’in. Tanışmamız zaten deliyle tanışmak gibiydi. Zeki ve sıcak bir adamdı. O saatten itibaren önce ahbap olduk, sonra da hayat boyu arkadaş kaldık. Hazan mevsiminde bu yıl ilginç hocaları, okul arkadaşlarımızı birbiri ardına kaybediyoruz. Bana göre hayatımızdan Müfit’in gitmesi en ilginç olaydır; biraz tahammülü zor bir kayıp.
MÜLKİYE’nin ve Dışişleri’nin en ilginç portresiydi. Atatürk’ün en yakın çevresinden, aslında Bahriye Mektebi talebesiyken o dönemdeki gençlik hareketlerinin neticesi olarak Bahriyelilikten Harbiye’ye geçmek zorunda kalmış Lütfi Müfit Özdeş’in torunuydu.
Babası Mithat Özdeş ise ailenin denizci mirasını takip ederek amiralliğe kadar çıkan, DP milletvekillerindendi. Annesi Lemis Hanım, İstanbul’da araba yarışlarıyla tanınırdı; rallide hep şampiyon olmuştur. British High School ve Robert Kolej talebesidir ama hiç de bu okullarda alışılmış tiplerden değildi. Galiba her iki okulda da bir hayli yaramazlığıyla tanınırdı. Müfit’ten başkası da beklenmezdi.
Okula girdiğimde, hadiseli 61’ler sınıfındaydı. Lakabı Deli Müfit’ti. Tanışmamız zaten deliyle tanışmak gibiydi. Önce okulun münasebetsiz bir tipinin saçma sapan bir provokasyonu yüzünden beni hedef aldı. Tabii meşhur ağzını bozarak küfürle girişti. Ben de şöyle bakıp, “Bu beni ve ailemi nereden tanıyor ki ana avrat küfrediyor?” demişim. Hatıratında da yazar; utanması olacak kadar ne yaptığının farkına varan, zeki ve sıcak bir adamdı. O saatten itibaren önce ahbap olduk, sonra da hayat boyu arkadaş kaldık.
BÜYÜKELÇİLİĞE TAYİN OLDU
Kader boyu nereye tayin edilse hemen hemen hepsine gittim diyemeyeceğim; çünkü onu Londra’da tanıdım. Somali’de, Afganistan’da ve Libya’da, Bağdat’ta ve İran’da Müfit kendi kaderiyle baş başa kaldı. Arada istifa etti, merkezin kendi kararıyla döndü ve nihayet emekliliğini istedi.
Derken kader Ahmet Tan’ı, beni ve onu bir araya getirdi. Hiç umulmadık şekilde, Ecevit’in ikinci iktidarı dışındaki günlerinde Oran’daki evinde toplanırdık. Ahmet’in dışında ikimiz de sistemin dışında kalmıştık. Ecevit vefakâr bir politikacıydı. Müfit’i o günlerde büyükelçiliğe tayin ettiler. Büyükelçilik de onun inanılmaz kişiliğini ortaya koydu. Bakanlığında bütün dairelerle yazdığı raporlar dolayısıyla ters düştü. Hepsinde de Türkiye’de devlet memuru olduğunu göstermiştir.
Müfit Mülkiyeliydi. Sadece futbol takımındaki rolü dolayısıyla değil, bir Mülkiyeliden beklenen devlet memuru tipiydi. Manevi babası Eyüpoğlu ile son derece iyi ilişkileri vardı. Aslında aile terbiyesi olan bir çocuktu.
Bütün memuriyet hayatı boyunca kaleme aldığı en ciddi rapor, kendi hatıratıdır. Annesiyle o derece çatışmalı bir evlattı. Merhametliydi. Kendisine kalsa hayatta seçmeyeceği, emanet bırakılan iki köpeğe bakmak için hayli sıkıntı çekmişti. Cenaze günü ona uzun yıllar hizmet eden kadını dinledim. Çalışanlarına karşı da merhametliydi. İsmail’i oğlu kadar severdi; İsmail’in kızını da torunu gibi.
Son yıllarında, epey uzun bir vakittir ikimizin de bir ara okul arkadaşımız olan Ayşen Hanım ile hayat arkadaşlığı vardı. Birbirlerini seven, anlayan ve tahammül eden iki karakterdi. Herkese böylesi nasip olmaz.