GAZETECİLİK HÂLÂ BİR VİCDAN MESELESİ
SON yaşananlar ister istemez bizim mesleği de yeniden sorgulatıyor.
Bu sorgulama beni rahatsız etmiyor. Aksine, iyi geliyor. Çünkü gazetecilik, arada bir durup aynaya bakmadığında yolunu kaybeden bir meslek.
Medya eleştiriyi sert yapar.
Dayanışma başka sektörlerde daha fazladır, bizde ise çoğu zaman daha sınırlıdır. Rekabet fazladır, bireysel başarılar öne çıkar, vitrin dardır. Bu yüzden medyada acımasız bir eleştiri kültürü oluşmuştur. Bunu anlamak zor değil.
Gazeteciliğe başlayalı 38 yıl oldu.
Bu sürede neler görmedik ki...
Daktiloyla başladık, bilgisayara geçtik.
İnternet geldi, oyunu tamamen değiştirdi.
Tek kanaldan özel kanallara, radyolara geçtik.
Gazetelerin haber siteleri açıldı.
2010’larla birlikte sosyal medya hayatımıza girdi ve medya bambaşka bir şeye dönüştü.
Bugün artık tek kaynaktan beslenen bir medya yok.
Haber her yerden geliyor.
Ama bütün bu değişimin ortasında benim inandığım bazı gerçekler hiç değişmedi.
Mesleğin özü değişmedi.
Haber, haberdir.
Ve bir de haber namusu vardır.
Bu laf kulağa eski gelebilir ama eskimedi.
Gazetecilik; hızla yarışırken aklı geride bırakmamayı gerektirir.
Popülerlikten beslenirken mesafeyi korumayı gerektirir.
Güçle temas ederken bağımsız kalmayı, kalabalıkla konuşurken yalnız kalabilmeyi gerektirir.
Bugün medyada yaşananlara, ortaya saçılan tartışmalara, sesini yükseltenlerin gürültüsüne fazla takılmıyorum. Siz de takılmayın. Çünkü biliyorum ki hiçbir meslek, hatalarından ibaret değildir.
Yanlış yapanlar vardır ama bu, doğruyu arayanları görünmez kılmaz.
Bildiğim bir şey var.
Habercilik ilkesiz yapılmaz.
Kaynağıyla, diliyle, niyetiyle bir sınırı vardır.
Ve içerik hala kraldır.
Algoritmalar değişir, mecralar değişir, alışkanlıklar değişir.
Ama iyi haber yerini bulur.
Meslek uzun bir yolculuktur.
Bugünü kurtaran hamleler yarını garanti etmez.
Ama ilkesini koruyanlar, her dönem ayakta kalır.
Gazetecilik hâlâ dünyanın en kıymetli mesleklerinden biridir.
Çünkü bu iş, gücünü güvenden alır.
Gerisi gelir geçer.