Oysa bienal programını açıkladığı basın toplantısındaki sözleri hepimizi umutlandırmış, üç yıla yayılacak ve üç ayakta tamamlanacak bienali neden bir kediye benzettiğini şöyle açıklamıştı: “Giderek hızlanan yıkım, zorunlu göçler ve önü alınamayan krizler tüm ufukları ve gelecek olasılıklarını paramparça ediyor. Sürekli daralan bir şimdiyle karşı karşıya kalan bedenlerimiz, pek çok saate ayak uydurmaya zorlanıyor: kimisi hızlı kimisi yavaş kimisi bozuk. Bir sendeleyip bir ileri atıldığımız ikili bir devinim içine hapsolmuş, dengede durabileceğimiz adımı atmaya çabalıyoruz. Tıpkı kedi gibi biz de kendi etrafımızda dönüyor, kıvrılıyor, kaybolup yeniden ortaya çıkıyoruz. Yönümüzü bulmaya çalışırken, dinlenmeyi öğreniyor, bir yandan da korunmaya ve onarılmaya muhtaç parçalarımıza sahip çıkıyoruz.”
Christine Tohmé bienalin başından beri özel röportaj vermedi ve açılış konuşmasından başka bir açıklama yapmadı. Medyaya hep mesafeli durdu. Neden bıraktığı konusunda da herhangi bir açıklamada bulunmadı. Bienalin kavramsal çerçevesini çizerken yaptığı tespitleri, eğer bilmediğimiz başka bir neden yoksa önce kendisini yormuş anlaşılan. Şimdi dinlenmeyi öğreniyor ve onarılmaya muhtaç parçalarına sahip çıkmaya çalışıyor sanırım.
Peki bundan sonra ne olacak?😚