Basque Culinary Center (BCC), kendini hiçbir zaman klasik bir ‘aşçılık okulu’ olarak tanımlamadı. Burası tek başına bir okul değil; gastronomi eğitimi için tasarlanmış bütüncül bir model. Eğitimi, araştırmayı, inovasyonu ve sektörü aynı hatta buluşturan; öğrenciyi pasif bir alıcı değil, sürecin öznesi haline getiren bir yapı. Çünkü buradaki temel iddia çok net: Mesele iyi aşçılar yetiştirmekten çok daha büyük. Mesele gastronomiyi düşünebilen insanlar yetiştirmek.
Yemek üzerine düşünmek
BCC’de eğitim, alışık olduğumuz anlamda bir ders listesi üzerinden ilerlemiyor. Elbette teknik mutfak bilgisi var ama bu bilginin nasıl ve niçin kullanıldığı çok daha önemli. Üniversite programında dersler yalnızca teknik pişirmeyi öğretmekle kalmıyor; gıda bilimi, ürün geliştirme, sürdürülebilirlik ve yönetim gibi alanları bir arada ele alıyor. Öğrenciye ezberletilen reçetelerden çok, çözülmesi gereken problemler sunuluyor. Bir ürün geliştirme süreci, bir restoran kurgusu, bir sürdürülebilirlik senaryosu ya da gerçek bir marka için yapılan Ar-Ge çalışması... Öğrenci daha okuldayken sektörde karşılaşacağı karmaşık yapılarla yüzleşiyor. Bu yüzden BCC mezunlarının çoğu mutfağa yalnızca ‘iş yapan’ değil, karar alan bireyler olarak giriyor. Valentin Deniz Kumbaracıbaşı’nın anlattıkları da tam bunu tarif ediyor: “Buraya geldiğimde kafamdaki idealize edilmiş mutfak algısı çözülmeye başladı. Disiplinin mutfakta vazgeçilmez bir temel olduğunu görmeye devam ederken gastronominin yalnızca kusursuzluk arayışı değil, hayatın içinden gelen, insanları besleme sorumluluğu etrafında şekillenen, yaşayan bir pratik olduğunu fark ettim.”