"Marka takıntısı el işçiliğinin değerini gölgeliyor"
Piyasadaki tüketim alışkanlıklarının el emeği sanatçılarını zorladığına dikkat çeken Mutlu, "Fiyatlarımız aslında yurt dışı piyasasına ve harcanan emeğe bakıldığında oldukça makul. Ancak günümüzde insanların ciddi bir marka takıntısı var. Sürekli bilindik logoların ve seri üretim markaların peşinden gidildiği için bizler gibi butik ve el yapımı üretim yapanların emeği bazen hak ettiği değeri göremiyor. Eskişehir bir öğrenci şehri olduğu için genellikle kartlık gibi daha küçük ve ekonomik ürünler tercih ediliyor. Biz de gençlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz; hem spor hem de laptop çantalarından gözlük kılıflarına kadar her yaşa ve zevke hitap edecek tasarımlar yapıyorum. Her şeyini, boyasından cilasına kadar kendim yaptığım için bu ürünler aslında birer sanat eseri değerinde" şeklinde konuştu.
"Sanatın sertifikası el becerisidir, diploma değil"
Eğitim hayatı ve usta öğreticilik konusundaki bürokratik engellere de değinen Dilek Mutlu, sanatın sadece kağıt üzerinde değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak sözlerini şöyle sonlandırdı:
"Halk eğitiminde çok kaliteli bir eğitim aldım; derinin cinsinden, nerede nasıl kullanılacağına kadar her şeyi uygulamalı ve yazılı sınavlarla öğrendik. Aslında bu birikimimle usta öğreticilik yapabilirim ancak önüme lise diploması şartı çıkıyor. 60 yaşına gelmiş, deriyi her türlü işleyebilen biri olarak, lise diplomam yok diye bu bilgiyi resmi yollardan aktaramıyorum. Etrafımda liseyi bitirip birkaç ay eğitimle ustalık belgesi alanlar var ama öğretebilecekleri şeyler çok sınırlı. Bence el sanatlarında kişinin lise diplomasına değil, elinin ustalığına, işinin kalitesine ve üretimindeki zenginliğine bakılmalı. Sanatın gerçek diploması, o elin becerisidir."🤭