Büyükşehirlerin bir numaralı sorunu su
İklim değişikliği galiba “geçici bir sıkıntı” olmaktan çıktı.
Daha doğrusu, biz hala öyle davranıyoruz ama doğa çoktan kararını vermiş gibi.
Bugün büyükşehirlerin gündeminde trafik, konut gibi başlıklar öne çıksa da galiba su sorunu hepsinin önüne geçmiş durumda.
İzmir’de yapılan Sulama Kooperatifleri Toplantısı’nın notlarını okurken şunu düşündüm.
Biz hala suyu bir teknik başlık gibi konuşuyoruz.
Oysa bu, doğrudan hayatın kendisi.
Toplantıya başkanlık eden Cemil Tugay’ın söylediği bir cümle var ki, ajandanın ortasına kalın harflerle yazılmalı.
“İzmir’in bugün bir numaralı sorunu sudur.”
Bu cümle bir uyarı değil artık önemli bir tespit.
2025 yılı, beklenenden çok daha kurak geçti.
Barajların durumu ortada; yer altı suları hızla çekiliyor, kaçak kuyular artıyor.
Ve biz hala meseleyi “Evde duşu kısa tutalım” seviyesinde tartışıyoruz.
Oysa durum çok daha vahim.
Toplam su tüketiminin sadece yüzde 10’u evlerde; yüzde 20’si sanayide ama yüzde 70’i tarımsal sulamada.
Yani bu iş, sadece bireysel tasarruf çağrılarıyla çözülecek bir mesele değil.
Tarım politikasını yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.
Planlama ve verimlilik meselesini öne çıkarmalıyız.
Bir de şu var.
Konuya “Bu Devlet Su İşleri’nin alanı, bu belediyenin işi, bu çiftçinin sorunu” diye bakmamalıyız.
Çünkü su bittiğinde, yetki tartışması da bitiyor.
Toprak susuzsa üretim yok.
Üretim yoksa gıda pahalı.
Gıda pahalıysa sosyal denge bozuluyor.
Bu zincirin bir halkası koptuğunda, gerisi kendiliğinden geliyor.
İzmir’deki toplantının kıymeti tam da burada.
Suyu, tarımı, toprağı ve kalkınmayı aynı cümlede konuşmaya çalışıyor.
Çünkü artık meseleleri parça parça ele alma lüksümüz yok.
Şunu kabul edelim.
İklim değişikliği geleceğin sorunu değil; bugünün gerçeği.🙄