Vücudumuzun stres savunması zarar verdiğinde
Hipokampüste beyin hücresi kaybının, vücudun strese karşı verdiği tepkiyi düzenleyen ve hipotalamik hipofiz adrenal (HPA) ekseni adlı bir başka hormon sistemine zincirleme etkisi olabiliyor.
Kaygı duyduğumuzda, vücuttaki çoğu hormonun salımını kontrol eden beynimizdeki hipotalamus bölgesi, hipofiz bezine adrenokortikotropik hormon (ACTH) adlı bir hormonu salgılaması talimatı veriyor.
ACTH daha sonra stres hormonu kortizol salınması için adrenal bezleri harekete geçiriyor.
Kortizol vücuda kana daha çok şeker salmasını söylüyor ve acil durumda kullanılmak için beyne ve vücuda enerji veriyor.
Hantsoo "Birisi strese girdiğinde HPA ekseni devreye girer. Kısa vadede uyum sağlamaya yarar çünkü vücudunuzun stresle başa çıkmasına yardımcı olur. Fakat uzun vadede yıkıcı etkileri olabilir" diyor.
Genelde vücudunuzdaki yoğun kortizol tersine bir tepkiye yol açar.
Hipokampüs, hipotalamusa hipofiz beziyle iletişimi kesmesini söyler ve strese verilen karşılık sona erer.
Fakat bir insan, yıldırma, taciz ve şiddet gibi nedenlerden kronik stres yaşıyorsa bu tersine süreç işlemiyor ve beyin kortizolle doluyor.
Bu kötü bir şey çünkü kortizol zamanla beyindeki enflamasyonu artırıyor, hipokampüsteki beyin hücrelerini öldürüyor ve tersine sürecin gerçekleşmesini engelliyor.
Dahası, kortizol beynin hafıza, konsantrasyon ve modu etkileyen amigdala ve prefrontal korteks gibi diğer bölgelerindeki nöronları da tahrip edebiliyor.
İsmail "Amigdala beynin duygularımızı kontrol edebilmemizi sağlayan bölgesi. Buradaki beyin hücresi kaybı artan duygusallık, asabiyet ve negatif duyguları kontrol etmekte zorlanmak gibi sorunlara yol açabiliyor" diyor:
"Prefrontal korteksteki hücre ölümü, konsantrasyonda zorlanma ve doğru zamanda doğru kararlar verebilmekle bağlantılı. Hipokampüsteki hücre ölümü de bilgileri hatırlamakta zorlukla ilişkilendiriliyor."
Kortizol bizi strese sokabilirken, "aşk hormonu" diye de bilinen oksitosinin tam tersini yaptığı belirtiliyor.
Oksitosinin sıcak duyguları ve nezaketi teşvik ettiği söyleniyor.
Doğum sırasında, bebek emzirirken ve orgazm sırasında ortaya çıkıyor ve aynı zamanda hayvanların ve insanların bağ kurmasında rol oynuyor gibi görünüyor.