Türkiyesiz bir Avrupa eksik kalmaya mahkûm
Hakan Fidan Portekiz ziyaretinde şöyle demiş.
“Avrupa Birliği, uluslar üstü bir birlik oluşturabildi ancak hiçbir zaman medeniyetler üstü bir birlik kuramadı. Aslında dünyanın ihtiyaç duyduğu bu medeniyetler üstü birlik, bütünlük.”
Avrupa Birliği güçlü görünüyor olabilir ama hiçbir zaman gerçekten medeniyetler üstü bir birlik kuramadı.
Uluslar üstü bir yapı var ama ruhu eksik.
Belki de tam bu yüzden, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmiş olması sadece Türkiye için değil, Avrupa için de bir sıçrama olabilirdi.
Hatta daha ileri gideyim.
Bugünün dünyasında Avrupa Birliği’ne Türkiye gibi bir ülke lazım.
Bu cümle Avrupa başkentlerinde hâlâ kolay kabul edilmiyor.
Ama Avrupa yaşlanıyor.
Enerjisi düşüyor.
Siyasi refleksleri yavaşlıyor.
Kendi güvenliğini bile başkalarına emanet etmenin rahatlığına alışmış durumda.
Hakan Fidan’ın Portekiz’de söylediği “Avrupalılar olarak hepimiz aynı gemideyiz. Kendi evimizin güvenliğini ve emniyetini sağlamak varoluşsal
bir gerekliliktir. Kendi güvenliğimizi başkalarına devredemeyiz” yorumu da önemli.
Bu bir diplomatik nezaket cümlesi değil; aslında bir uyarı.
Dünyanın güvenlik dengeleri değişiyor.
Amerika’nın Avrupa’ya bakışı değişiyor.
Rusya Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki kırılganlık, enerji hatları, göç dalgaları...
Bunların hiçbiri Avrupa’nın “uzaktan izleyebileceği” başlıklar değil artık.
Ve Türkiye’nin masada olmadığı bir Avrupa denkleminde büyük bir boşluk var.
Türkiye kusursuz mu?
Elbette hayır.
Demokrasi, hukuk, ifade özgürlüğü gibi başlıklarda eksiklerimiz, hatalarımız var.
Ama şunu da dürüstçe söyleyelim.
Bu dosyanın hatalarının önemli bir kısmı da Avrupa’ya ait.
Bugün Avrupa’nın ihtiyacı olan şey tam da Türkiye’nin taşıdığı özellikler.
Türkiye farklı medeniyetlerle konuşabilme kabiliyetine sahip bir ülke.
Hakan Fidan’ın “medeniyetler üstü birlik” vurgusu işte bu yüzden önemli.
Dünya artık tek tip değerlerle yönetilmiyor.
Çok merkezli, çok kültürlü, çok gerilimli bir dönemdeyiz.
Bu dünyada ayakta kalmak isteyen yapılar, kendi içine kapananlar değil, farklılıkları birlikte yönetebilenler olacak.