ALMANYA BAŞARISIZLIĞI iNKAR ETMEDi
· Karşılaştırmalı bakıldığında tablo daha da netleşir. Avrupa’da sürdürülebilir başarı üreten futbol ülkelerinde değişim, bir tercih değil, bedeli kabul edilmiş bir zorunluluk olarak ele alınmıştır. Almanya, 2000’li yılların başındaki başarısızlığını inkâr etmemiş; federasyon, lig ve kulüpler birlikte yetki ve alışkanlık kaybetmeyi göze almıştır. Altyapı sistemi kurulurken kısa vadeli sonuçlar feda edilmiş, bazı kulüpler sportif olarak gerilemiş, teknik kadrolar değişmiş ama yön değiştirilmemiştir. Sistem kurulmuş, sonuç sonradan gelmiştir.
iSPANYA’NIN UYGULADIĞI MODEL DAHA FARKLIYDI
· İspanya’da ise isimler değil, oyun kimliği merkeze alınmıştır. Teknik direktörlerden önce oyuncu profili konuşulmuş, kulüpler yıldız transfer yerine oyuncu yetiştirmeyi kabul etmiştir. Bu bir dönemsel tercih değil, uzun süreli bir ısrar olmuştur. Bu ülkelerde ortak olan nokta şudur: Değişim isteyenler, önce kendi alanlarında kaybetmeyi kabul etmiştir.
TÜRKiYE’DE HERKES KAZANMAK iSTER
· Türkiye’de ise tam tersi bir çelişki vardır. Değişim istenir ama mevcut düzen bozulmak istenmez. Kurumsallık konuşulur ama kişisel reflekslerden vazgeçilmez. Genç oyuncu vurgulanır ama risk alınmaz. Sabır çağrısı yapılır ama ilk olumsuz sonuçta yön değiştirilir. Herkes kazanmak ister, kimse beklemek istemez. Herkes sistem ister, sistemin kendisini sınırlamasını kabul etmez.