BiZDE HATA YAPAN SiSTEMDEN ÇEKiLMEZ SiSTEMi KENDiNE UYDURMAYA ÇALIŞIR
· Bu noktada mesele teknik değil, ahlaki ve yönetseldir. Ahlak, futbol gibi rekabetçi alanlarda çoğu zaman yanlış tanımlanır. Ahlak, doğruyu bilmek değil; yanlışta ısrar etmemektir. Hata yaptığında geri çekilebilmeyi, yetkiyi paylaşabilmeyi, başarısızlığın sorumluluğunu üstlenebilmeyi gerektirir. Türk futbolunda ise hata yapan sistemden çekilmez; sistemi kendine uydurmaya çalışır. Bu nedenle sorunlar kişiler değişse bile alışkanlıklar yoluna devam eder. Fedakârlık da benzer şekilde romantize edilir. Oysa fedakârlık duygusal bir söylem değil, yapısal bir karardır. Kısa vadeli kazançtan vazgeçmeyi, alışılmış düzeni bozmayı, konfor alanını terk etmeyi gerektirir. Bugün Türk futbolunda fedakârlık söylemi vardır ama fedakârlık pratiği yoktur. Herkes sistem ister ama sistemin kendisine dokunmasını istemez.
YAPI DEĞiL, KiŞi MERKEZE ALINIYOR
· LiDERLiK kavramı da bu çerçevede yanlış anlaşılır. Liderlik, her şeyi bilmek, her yerde görünen olmak değildir. Modern futbolda liderlik; doğru insanları seçmek, yetkiyi dağıtmak ve gerektiğinde geri çekilebilmektir. Avrupa’da kalıcı başarı üreten yapılarda liderler kendilerini vazgeçilmez kılmaz. Bizde ise yapı değil, kişi merkeze alınır. Bu da her değişimi geçici yapar. Toplum ile futbol arasındaki ilişki de göz ardı edilemez. Gücün sorgulanmadığı, başarının her yolunun meşru görüldüğü bir kültürde futbolun adil, şeffaf ve sürdürülebilir olmasını beklemek gerçekçi değildir. Futbol, bu zihniyetin sadece daha görünür olduğu bir alandır.
MODEL YOKSA, iSiMLER SADECE ZAMAN KAZANDIRIR
· EĞER gerçekten bir dönüşüm hedefleniyorsa, bazı ilkelerden kaçınılamaz. Birincisi, hesap verebilirliktir. Karar alan, sonuçtan sorumlu olmalıdır. Başarısızlık kurumsal bir sis perdesiyle örtülemez. İkincisi, yetki-sorumluluk dengesidir. Yetkisi olanın sorumluluğu da olur; sorumluluğu olmayan yetki sistemi çürütür. Üçüncüsü, sabır tanımının yeniden yapılmasıdır. Sabır, beklemek değil; aynı doğruyu, baskıya rağmen ısrarla uygulamaktır. Dördüncüsü, genç oyuncunun bir risk olduğu gerçeğinin kabul edilmesidir. Risk almayan sistem üretmez. Beşincisi ise kişiler değil modellerin konuşulmasıdır. Başarı isimlerle değil, işleyen modellerle gelir. Model yoksa, isimler sadece zaman kazandırır.
DEĞiŞiM iÇiN NEYi FEDA ETMEYE RAZIYIZ?
· DEĞiŞiM, dilek cümlesi değildir. Birilerinin konforunu, alışkanlığını ve gücünü kaybetmesini gerektirir. Bu bedeli ödemeye hazır olmayan her yapı değişimi sadece konuşur. Ve konuşulan her değişim, biraz daha ertelenir. Türk futbolunun sorunu “ne yapılmalı” sorusu değil; “neyi feda etmeye razıyız” sorusuna hâlâ net bir cevap verememesidir. Değişim, ancak bu soruya dürüstçe cevap verildiğinde başlar.