Aslında Donroe politikasının ilham kaynağı 19’uncu yüzyılda yaşamış olan ABD’nin kurucu başkanlarından James Monroe’ydu. Monroe, Amerika kıtasını ABD’nin arka bahçesi sayıyor ve Avrupalı sömürgecilerin buradan el çekmesi gerektiğini savunuyordu. Monroe, 1800’lerin başında New Orleans dahil, Louisiana topraklarının Fransız İmparatoru Napolyon’dan satın alınması için pazarlık yürüten diplomatlardan biriydi aynı zamanda. ABD topraklarını iki katına çıkaran anlaşma için Fransa’ya 15 milyon dolar ödenmişti. Yani bugünkü parayla 300 ile 350 milyar dolar.
RESMİ BELGEYE GİRDİ
ABD’nin Kasım 2025 tarihli Ulusal Strateji Belgesi’nde de ABD’nin Batı Yarımküre’de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis edip kilit coğrafyalara erişimi korumak için Monroe Doktrini’nin uygulayacağı vurgulanıyordu. İşte belki de Venezuela’da ipleri ele almak için düzenlenen Maduro baskını bu yeni dönemin ilk operasyonu olarak tarihe geçecektir.
Trump yönetimi, Latin Amerika’da Washington’a yakın isimlerin iktidarını desteklerken, Rusya, Çin ve İran gibi diğer uluslararası aktörlerle işbirliğinin de sonlandırılmasını hedefliyor. ABD, Latin Amerika’yı kendi nüfuz alanı olarak görürken öte yandan Rusya ve Çin’e de emsal teşkil edebilecek bir kapı aralıyor.
AMA ÖNCE AMERİKA
ABD’nin süper güç olduğu tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçerken diğer süper güçler ve bölgesel aktörler için de belli ölçüde bir nüfuz alanı bulabilecekleri öngörülebilir.
Aidiyeti tartışmalı, yani gri bölgelerin akibeti ise yeni krizlerin tetiklendiği coğrafyalar olma potansiyeline sahip.
Ayrıca Trump Yönetimi’nin Danimarka’ya bağlı özerk Grönland adasıyla ilgili hak iddiaları da Donroe doktrinin, Monroe’nun kıta Amerika haritasıyla sınırlı kalmayacağına da işaret ediyor.
Çok kutuplu dünyada da ABD, ‘ana oyun kurucu ben olurum ona göre’ diyor. Grönland’ın petrol rezervi, uranyum, demir ve nadir element potansiyeli iştah kabartırken ABD ile müttefiki Avrupa’yı ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya bırakıyor. Umalım ki, dünya yine de sakin kalmayı başarabilsin