Son birkaç yıla kadar kızların dezavantajlı olduğu bir durum gözlemleniyordu. Özellikle ortaöğretim kademesinde, kızlar daha fazla eğitimin dışında kalıyordu. Ancak süreç içinde fark kapandı, hatta oğlan çocukları dezavantajlı duruma gelmeye başladı. 15-17 yaş grubunda her 3 oğlan çocuktan biri iş gücünde. Kızların ise, iş gücüne daha az katıldığı görülüyor.
Webinar’ da ayrıca yaklaşık 190 bin yabancı uyruklu çocuğun eğitim dışında olduğu bilgisi de paylaşıldı. Özellikle lise çağındaki yabancı çocukların yarıya yakınının eğitim sisteminin dışında kalmasının; uzun vadede toplumsal barış ve çocuk refahı açısından, ciddi riskler doğurabileceği ifade edildi. Dil bariyerleri, kayıt süreçlerindeki zorluklar ve ekonomik koşullar ise bu kopuşun temel nedenleri arasında yer alıyor. Toplumsal barışın sağlanabilmesi için; çocukların sistemde kalmasına, yani eğitimlerine devam etmelerine yönelik politikaların oluşturulması gerekiyor.
Webinar! da okul öncesi eğitimde okullaşma oranlarının gerilediği da ortaya konulurken; beş yaş grubunda okullaşma oranının son iki yılda düşüş gösterdiği belirtildi. Okul öncesi eğitimin zorunlu ve ücretsiz olmamasının, eşitsizlikleri derinleştirdiği vurgulandı. Kesbiç ise; okul öncesi eğitimin en az beş yaş itibarıyla zorunlu eğitim kapsamına alınmasının, çocukların ilkokula daha eşit koşullarda başlaması için kritik olduğunu söyledi. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi de, tüm çocukların ilkokula daha eşit bir şekilde başlaması için hepsinin aynı şekilde ve aynı yıl sayısı kadar okul öncesi eğitimi alması gerektiğini savunuyor.
Webinar’ da öğretmenlerin çalışma koşulları da ele alındı. Var olan sorunların öğretmenleri doğrudan etkilediği anlatırken; ücretli öğretmenliğin yaygınlaşması, güvencesiz çalışma koşulları ve düşük ücretlerin öğretmenlerin motivasyonunu zorladığı aktarıldı. Ve öğretmenlerin dayanıklılığının, eğitim sisteminin istikrarı açısından belirleyici olduğu vurgulandı.
Kesbiç’ e göre öğretmenlerin iyi olma hâli, eğitimin sürdürülebilirliği açısından kritik bir başlık ve bu alanda yapısal çözümlere ihtiyaç olduğu görülüyor. Sanırım bu konuda Sayın Kesbiç’ e katılmamak mümkün değil…