‘Hizmetçi’de üç ana (Millie, Nina ve Andrew) ve bir de yan (bahçıvan Enzo) karakter var. Öykü başladıktan ve Nina, Millie’ye karşı histeri nöbetleri geçirme safhasına ulaştıktan sonra izleyici sezgileriniz sizi ‘Bu akış böyle gitmez, bekleyelim görelim, bakalım sürpriz nereden gelecek’ çizgisine taşıyor. Dört bilinmeyenli bir denklemin peşine takılıyorsunuz. Peter Greenaway’in ‘Aşçı, Hırsız, Karısı ve Âşığı’ndan (The Cook, the Thief, His Wife&Her Lover/1989) mülhem, ‘zengin adam, karısı, hizmetçi ve bahçıvan’ şeklindeki diziliş içinde kimin ya da kimlerin iyi ve kötü olduğu sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz. Elbette film bir noktadan sonra sırrını açığa çıkarıyor ve ardından karakterler arası cepheleşmeyi, dayanışmayı görüyoruz. Lakin Paul Feig’in yapıtının yamaları çok ve asıl olarak belli bir noktadan sonra elbisenin vücuda oturmadığını fark ediyoruz. İlk bölümlerdeki belirsizliklerle ve kimi psikolojik oyunlarla film bir süre idare ediyor ama sonrasında tökezlemeler başlıyor. Bu haliyle de bence vasat bir çabadan öteye gidememiş bir yapım var karşımızda. Öte yandan yabancı eleştirmenlerin yazdıklarına bakınca ‘Hizmetçi’nin hatırı sayılır bir çoğunluk tarafından beğenildiğini gördüm. Ben yönetmen Feig’in sözde zenginlerin boş dünyalarını yansıtmak adına tercih ettiği gösterişli anlatımı ‘kitsch’ ve içi boş buldum (özellikle de erotik sahnelerini), beğenenlerse aksine bu üslubun takdir edilesi olduğunu ve filmi izlenir kıldığını yazmışlar. Neyse, her zamanki gibi karar sizin...
Filmde en ışıltılı performans Nina kanadından gelmiş. Bu rolde Amanda Seyfried haleti ruhiyesi sürekli değişen, çığlık atan, anında evi darmadağın eden, öfke nöbetleri geçirip adeta deliren karakterini çok iyi yansıtmış. Andrew’da Brandon Sklenar ‘sakin güç’ün ardındaki sırrı örtbas etme konusunda başarılı kocada fena değildi. Bu aralar birçok filmde karşımıza gelen, son dönemin öne çıkan magazin figürü Sydney Sweeney, Millie’de sanki paralize olmuş gibi oynuyor ve boğuk, hissiz bir ses tonuyla arzı endam ediyor ama sonlara doğru toparladığını da söylemem gerek. Bir noktada Seyfried ve Sweeney klasik korku filmi profillerine dönüşüyorlar. Bu arada Michele Morrone’nin canlandırdığı bahçıvan Enzo arada bir sahneye çıkarken adeta etkileyici bir ‘gerilim efekti’ vazifesi görüyor.