Bir çiçeği yapraklarından çekiştirerek zorla büyütmeye çalışamazsınız; sadece uygun ortamı sağlayıp, güneşini verip sabırla beklersiniz. İş dünyasında da süreçler, hatta kişisel gelişimimiz de tam olarak böyledir.
Bazen bütün o operasyonel gürültüyü kısıp kendi toprağımıza bakmak en stratejik hamledir. Çoğu zaman tükenmişliğimizin sebebini sadece "çok çalışmakta" arıyoruz ama asıl mesele belki de nerede durduğumuz veya kendimize nasıl davrandığımızdır. Şunu çok net gördüm; en büyük rakibimiz aslında piyasa değil, zihnimizdeki o acımasız eleştirmen. Kendimize karşı gaddar olduğumuzda iç dünyamız karanlık bir labirente dönerken, kendimize nazik olduğumuz anlarda zihnimizin çiçek açtığını, yeni fikirlerin yeşerdiğini fark ediyoruz.
Hayatın ritmiyle inatlaşmamak gerek. Sabırsız davranıp süreçleri zorladığımızda potansiyelimiz sert bir çekirdek gibi içimizde sıkışıp kalıyor. Oysa kontrolü biraz gevşetip hayatı akışına bıraktığımızda, o katılık kırılıyor ve tam da olmamız gereken o formata kavuşuyoruz. Unutmamak lazım ki sadece iç sesimiz değil, durduğumuz "yer" de bizi şekillendiriyor. Yanlış bir kurum kültüründe veya değerimizi bilmeyen yanlış gözlerin hapsinde kalmak ruhumuzu soldurur. Bizi besleyen doğru çevrede ise parlamamız kaçınılmazdır.
Kendinize bir iyilik yapın. Mantığınızla duygularınızı birbiriyle savaştırmayın. Bırakın beyniniz ve kalbiniz omuz omuza versin. Çünkü doğru yerde, doğru zamanda ve şefkatli bir yaklaşımla hayat bir mücadele sahası olmaktan çıkıp keyifli bir yolculuğa dönüşür.