YAZIK, YAZIK, YAZIK...
Minneapolis şehrinde 37 yaşında beyaz Amerikalı bir anne, yakın mesafeden üç kurşunla öldürüldü. En az biri tam kafasından.
3’üncü sayfa haberi gibi değil mi?
Ama öldüren devletin bir memuru. Hem de polis de değil. Göçmenlik ajanı. ICE deniyor
burada bunlara.
Bu köşenin müdavimleri çok iyi bilir...
Tam 1 yıldır Trump’ın göçmen politikasının ne tür dramlara yol açtığını defalarca yazdım.
Bu işin buralara geleceği çok belliydi.
Olayın görüntüleri ülkeyi bir anda tam ortadan ikiye böldü.
Kadın arabasıyla memuru ezmeye mi çalışıyordu? Memurun silahı meşru müdafaa için mi ateşlenmişti?
Yoksa düpedüz gündüz gözüne bir cinayet mi işlenmişti?
Hükümet daha olayın gerçekleşmesinden bir saat sonra kadını “terörist” ilan etti.
Trump, kadının “radikal sol örgüt üyesi” duyuruverdi.
Kanıt? Henüz yok.
Öldüren memur? O ise “kahramandı.”
Benim tahammül sınırlarımı zorlayan şey ise bir sürü yetişkin insanın olay olduğu gibi bir annenin öldürülmesini savunabilmesi oldu.
Sırf siyasi görüşten ötürü. Sırf hükümette kendi partileri var diye.