Sosyal medya ruh sağlığınızı esir almasın... ‘Öfke yemi’ne gelmeyin
BİRÇOĞUMUZ aynı sahneyi yaşıyoruz.
Gün içinde her şey yolunda giderken, telefona kısa bir bakış atıyoruz. Bir başlık, bir video, bir yorum... Bazen sadece birkaç saniyelik bir içerik. Ama o birkaç saniye, ruh hâlimizi fark edilir biçimde değiştirmeye yetiyor. İçimiz daralıyor, sinirleniyoruz, geriliyoruz ve içimizde bir tepki verme isteği uyanıyor.
Öfke insanlık hâline yabancı bir duygu değil. Haksızlık karşısında bizi ayağa kaldırabilen, sınır çizebilen güçlü bir tepki. Ama son yıllarda yaşadığımız şey, bildiğimiz öfkeden biraz farklı. Öfke artık yalnızca ortaya çıkan bir duygu değil; üretilen, yönlendirilen ve dolaşıma sokulan bir hâle gelmiş durumda. Üstelik çoğu zaman fark ettirmeden.
YILIN KELİMESİ SEÇİLDİ
Tam da bu nedenle, dünyanın en prestijli akademik yayın kuruluşlarından biri olan Oxford, 2025 yılı için “yılın kelimesi” olarak “rage bait” kavramını seçti. Türkçeye en yakın karşılığıyla “öfke yemi” diyebileceğimiz bu ifade, özellikle dijital platformlarda insanların öfkesini, kızgınlığını ya da ahlaki tepkisini tetiklemek amacıyla üretilen içerikleri tanımlıyor.
ÇAĞIMIZIN RUH HALİ
İlk bakışta bu, sosyal medyaya dair teknik bir terim gibi durabilir. Oysa bu seçimin arkasında çağımızın ruh hâline dair güçlü bir ipucu var. Çünkü öfke yemi, yalnızca bir içerik türü değil; duygularımızla kurulan yeni bir ilişki biçimini anlatıyor.
Bugün mesele sadece sosyal medyada ne kadar vakit geçirdiğimiz değil; o süre içinde zihnimizin ve duygularımızın nasıl şekillendirildiği. Hangi duygularımızın ne zaman ve nasıl kışkırtıldığı. Hangi tepkilerimizin büyütüldüğü. Ve bütün bunların kimlerin işine yaradığı. Çünkü bu sistemde asıl değer, ürün değil dikkat. Dikkat ise en kolay ve en hızlı duygular üzerinden yakalanıyor. Ve duygular arasında, en çabuk alev alanı çoğu zaman öfke oluyor.