BÜYÜK RESSAMLARLA PARİS GÜNLERİ
Ancak zorlu ortam koşulları onu İstanbul’da takip ediyor: “Üç yıl akademiye devam ettikten sonra uzun yıllardır Stuttgart’ta yaşayan annemden gelen ‘Hem burada okursun hem beraber bir galeri açarız’ teklifiyle 1979’da okulu ve her şeyi bırakıp Almanya’ya taşındım. Sınava girip Stuttgart Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım. Toprakla çalışmak istediğimden heykel ve seramik okudum. Bu arada annemle onun adını taşıyan ‘Türkay’ isminde bir galeri açtık ve meşhur isimlerle çalıştık; Abidin Dino, Utku Varlık, Mehmet Güleryüz, Devrim Erbil, Burhan Uygur… Çok heyecanlı bir dönemdi. Sık sık Paris’e gidip geliyor, sanatçılarla beraber oluyorduk. Hepsi çok etkileyiciydi; Abidin Dino’nun zarifliği, Utku Varlık hâlâ görüşürüm ve çok severim, Mehmet Güleryüz gelmiş geçmiş en iyi desenleri olan isimdi, Komet’i çok severdim…”
ATÖLYEDE HİÇ BATMADIM
Bu iş bir buçuk sene devam ediyor. Annesinin Almanya’dan ayrılmasıyla Sağbil tek başına kalıyor. Bir yandan atölyede seramik ve heykel dersleri veriyor, bir yandan akademide çalışıyor: “Millet kavramsal sanat, enstalasyon sanatla uğraşırken ben figüratif eserlere yöneldim. Kibele heykelleri yapmaya başladım. Verdiğim derslerden para kazanıyordum ama sanatsal üretime vakit bulamıyordum. Bunun üzerine ders vermeyi kesip atölyenin kirasını ödeyebilmek için 10 sene garsonluk yaptım. Eserlerimi yavaş da olsa satabiliyordum. İlginç olan sanat dışında yaptığım tüm işlerde battım. Atölye hep kaldı, atölyede hiç batmadım (gülüyor)!”