ABD VE İSRAİL ETKİSİNİN GÜCÜ NE?
Bu soru kilit önemde. Belki ABD ve İsrail protestoları doğrudan başlatmadı. Ama kullandıkları dil ve sahadaki ajanları bir yandan protestocuların bir yandan da rejimin elini güçlendirdi. Trump’ın tehditkâr söylemleri ve İsrail’in yüksek profilli açıklamaları, Tahran’a “Bu bir dış komplodur” deme imkânını verdi.
Bu söylem:
* Güvenlik aygıtını konsolide ediyor,
* Kararsız kitleyi korkutuyor,
* Meşru toplumsal talepleri gölgeliyor.
Paradoks ise şu: “Protestoculara destek iddiasıyla konuşulan dil, fiilen rejimin sertleşmesine hizmet ediyor.”
BM NORMLARI VE ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN SORUN YİNE AYNI ÜLKELERDE
İran yönetiminin barışçıl gösterilere yönelik şiddeti uluslararası hukuka aykırıdır. Bu konuda yapılan eleştiriler haklıdır. Ancak uluslararası hukuk, yalnızca ihlali değil, ihlal karşısında izlenecek yöntemi de tanımlar.
* BM Madde 2/7 – İç işlerine karışmama: Devletlerin iç işlerine tehditkâr söylemle müdahale etmek hukuken sorunludur.
* BM Madde 2/4 – Güç kullanma ve tehdit yasağı: Güç kullanma tehdidi de yasaktır. Trump’ın “müdahale ederiz” dili bu açıdan problemli bir alandadır.
* İnsan haklarının korunması:
- Tek taraflı devletlerin değil,
- BM mekanizmalarının yetkisidir.
Tek taraflı tehdit dili, normları güçlendirmez; aşındırır.
* İsrail, İran’la doğrudan düşmanlık içinde olan bir aktördür. Bu nedenle yaptığı açıklamalar hukuki değil, kendi stratejisi ve kendi güvenliğine uygun açıklamalardır. Bu da İran’daki meşru protestoları bölgesel güç mücadelesinin parçası gibi gösterir.🙄