ÜTS VE BARKOD KAYITLARINA BAKIN
“Üniversite olarak, biz de AR-GE çalışmaları yapmaktayız. Bir ürün geliştirdiğimizde, o ürünün ÜTS kaydını alırız. Bu, işini hakkıyla yapan tüm üreticiler için böyledir, yasal da bir zorunluluk zaten. ÜTS kaydı olan her ürünün bir de barkodu vardır. Tüketicinin ‘uyanık’ olması gereken yer işte burası. Bir ürünü satın almadan önce muhakkak barkod kontrolü yapılmalı. Sağlık Bakanlığı sayfasına girip, ürün üzerindeki barkodu yazarak, sistemde kayıtlı olup olmadığını araştırabilirler. Böylelikle ‘sahte’ olup olmadığı, içeriğinde neler olduğu gibi bilgilere ulaşırlar.”
MUCİZE ÜRÜN DİYE BİR ŞEY YOK
“Mucizeler yaratığı iddia edilen ve piyasa fiyatının çok altında satılan ürünlere karşı da dikkatli olunmalı. ‘Ama arkadaşıma iyi geldi’, ‘komşum çok memnun’ gibi nedenlerle de ürün alınmaz. Bu işin uzmanlarına, dermatologlara danışarak, cilt yapınıza uygun ürünler seçmelisiniz. Ayrıca satın alınan her ürünün bir raf ömrü olduğu unutulmasın. Bazen pahalı diye o ürün bir türlü çöpe gitmez. Ancak bu ürünlerin 2 yıldan fazla kullanımı enfeksiyona neden olmakta. Olabildiğince ‘kokusuz’ ve ‘renksiz’ ürünleri tercih etmekte de fayda var. Çünkü ürüne renk ya da koku girmesi demek o ürüne kimyasal maddelerin de girmesi demektir.”
KOZMETİK İŞLEMLER EHİL ELLERDE YAPILMALI
Sadece kozmetik ürünler değil kozmetik işlemlerde de benzer sorunlar olduğuna değinen Çalıkoğlu, “Hiçbir yetkinliği olmadığı halde ehil olmayan eller ve yerlerde; ev, kuaför vs., işlemler yapılıyor ve buna maalesef ilgi var. Oysa dermatolog tavsiyesi ve uygulamaları olası riskleri sıfıra en yakın şekilde azaltmaktadır” yorumu yapıyor.
SADECE ŞİKÂYETE TABİ OLANLAR DEĞİL TÜM ÜRÜNLER DENETLENMELİ
Bazen, “onaylı” bir ürün aldığımızda da o ürünün kalitesinden şüphe duyabiliyoruz. Ya da iyi bildiğimiz bir marka, Avrupa Birliği’nden “yasaklı madde olduğu gerekçesiyle” veto yiyor, piyasadan toplatılıyor. Bir sorum da şu; “onaylı” her ürün risksiz midir?
“Hayır” diyor Prof. Dr. Çalıkoğlu, “Bazen barkodlu ürünlerde de sıkıntılar olabiliyor. Mesela, Avustralya’da güneş kremleri üzerinde yapılan çalışmada, içinde yüzde 50 koruyucu olduğu söylenen ürünlerin bazılarının koruyuculuğu ancak yüzde 4 çıktı. Bunların içinde çok bilinen markalar da var. Bu alan hızlı ama kontrolsüz de gelişen bir alan. Bu sebeple sadece şikâyete tabi olan ürünler değil tüm ürünlerin denetlenmesi gerektiği inancındayım” yanıtını veriyor.
Kanser geçmişi olan biri olarak ben de şunu ekleyeyim, Amerika’da üretilen kozmetik ürünler ya da bileşenlerinin FDA (Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi) onayı alması zorunlu değil. Yani piyasaya girmeden bir güvenlik testi ya da denetlemeden geçmiyor. Dolayısıyla sadece ‘sahte’ değil içeriğinde; Paraben, SLS (Sodyum Lauryl Sülfat), Dioksan kullanımın yoğun olduğu kozmetiklere karşı da temkinli olmakta fayda var.😒