Aslında tam da burada kritik eşik başlar. “Şimdilik iyi” dediğimiz yer, dümeni çevirebileceğimiz yerdir. Gizli şeker değeri bize şunu anlatır: Vücut artık eski toleransla çalışmıyordur. Şeker yükünü eskisi kadar rahat taşıyamıyordur. Ama hâlâ cevap verebilmektedir. Yani kapı kapanmamıştır. Bu nedenle prediyabet tanısı bir etiket değil; “bir şeyleri değiştirme zamanı” diyen bir çağrıdır.
Burada durup kendimize şu soruyu sormak gerekir: Bu uyarıyı gerçekten ciddiye alıyor muyuz, yoksa sadece “henüz değil” diyerek erteliyor muyuz?
MESELE SADECE ŞEKER DEĞİL
Gizli şekeri bir “ara durak” gibi görmemizin bir nedeni daha var: Kan şekeri değerleri dramatik görünmez. Birkaç puan yukarıdadır; “biraz yüksek” denir. Ama insan bedeni, özellikle de damar sistemi, bu “biraz”ları biriktirerek yaşar. Damarlar bir günde eskimez, kalp bir günde yorulmaz. Vücut uzun süre idare eder; fakat bu idare etme hâlinin yıllar içinde bir bedeli olabilir.
Prediyabetin zararlarının “sonradan” ortaya çıkıyor gibi görünmesinin nedeni de budur. Risk çoğu zaman yavaş birikir. İnsan kendini iyi hissederken, damar iç yüzeyinde sessiz bir yıpranma başlayabilir. Kalp uzun süre artan yükü tolere eder; ama yük arttıkça bedel bir gün ödenir.
Son yıllarda prediyabete bakışımızı genişleten önemli bir nokta da şudur: Prediyabeti yalnızca “şeker metabolizması” üzerinden okumak eksik kalabilir. Alanın saygın yayınlarından The Lancet Diabetes&Endocrinology’de yayımlanan değerlendirmeler, prediyabetin çok sistemli bir süreç olduğunu vurguluyor. Düşük düzeyli ama süreğen bir inflamasyon zemini, metabolik dengeyi bozarken damar sağlığını da etkileyebiliyor. Bu şu anlama geliyor: Kardiyovasküler risk, bazen “diyabet” etiketi konmadan önce şekillenmeye başlayabiliyor.
Bu tespit, prediyabetin neden ciddiye alınması gerektiğini tek cümlede özetliyor: Risk, diyabete geçmeden önce başlayabilir.