110. yılını geride bıraktığımız bu dönemde, yalnızca Türk tarihinin değil, bütün dünya tarihinin en önemli savaşlarından ve savunmalarından birinin tarihini çok daha dikkatle incelemek zorundayız. Artık ciddi düşünme zamanı gelmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın belirleyici cepheleri Marne ve Verdun (Fransa), Stavropol (Rusya) ve hiç şüphesiz Çanakkale’dir. Bunun dışında savunma mevzilerinde bu ölçekte kahramanca direnişler ne Almanya’da ne İngiltere’de ne de başka bir yerde görülmüştür. Bilhassa kara savaşları açısından Gelibolu ve Kûtül’amâre, İngiliz harp tarihinde hâlâ sıkıntılı mevzular olarak durmaktadır. Bunlara savaşın son döneminde İran’daki Britanya-Osmanlı mücadelesini ve Bakü’nün istirdadını da eklemek mümkündür.
Birinci Dünya Savaşı tarihi içinde Kudüs’ün teslimi, buna karşılık etrafındaki tepelerde savaşın devam etmesi gibi konular, ne yazık ki okul kitaplarımızda dahi yer almaz. Gazze ile Çukurova arasındaki askerî mezarlıklarımızın ancak son kırk yıl içerisinde yeniden ele alınıp düzenlendiğini göz önünde tutarsak, bu savaşın tarihine ve onu yaşatanlara karşı ne kadar ihmalkâr davrandığımız daha iyi anlaşılır.
Maalesef tarihi yapanların bir kısmı, o dönemde Britanya ve Fransa’nın imkânlarıyla, vatan savunanlardan daha gayretli ve donanımlı biçimde hatıralarını yaşatabilmektedir. Son zamanlarda bir askeri hatırat koleksiyonu ortaya çıktı. Bu ihmali yalnızca Ortadoğu cephesinde değil, Kafkaslar’da ve hatta Galiçya gibi Batı Ukrayna cephesinde, Romanya’da da görmek mümkündür. Bazı konularda gereken duyarlılığı göstermek hamaset ya da milliyetçilik değildir.