Bu noktada daha temel bir soruya geliyoruz: İnsanlar gerçekten lider olmak mı istiyor, yoksa değerli hissetmek mi? Çoğu zaman mesele liderlik değil; görülmek, takdir edilmek ve anlamlı bir katkı sunduğunu hissetmek. Eğer değer, sadece önde olmakla ölçülüyorsa; katkı, sadece görünürlükle eşitleniyorsa; o zaman elbette herkes lider olmak ister. Çünkü başka türlü değerli olmanın yolu kalmamıştır. Oysa katkının pek çok biçimi vardır. Derinlik, süreklilik, sadakat, güven, uzmanlık... Bunlar yüksek sesle dile getirilmese de bir yapının temelini oluşturur. Ama alkış kültürü bu katkıları kolay kolay fark etmez. Çünkü sessiz başarılar manşet olmaz. Belki de bu yüzden pek çok insan, aslında istemediği bir hayatı “başarılı” sayılan bir kalıba uydurmaya çalışıyor. Daha çok konuşuyor ama içten içe yoruluyor. Daha görünür oluyor ama tatmin olmuyor. Çünkü doğasına aykırı bir rolü uzun süre taşımak, insanı tüketiyor.
Liderlik elbette kıymetlidir. Doğru zamanda, doğru kişide ve doğru ölçüde. Ama herkes için tek hedef haline geldiğinde, hem bireylere hem de kurumlara zarar verir. Sağlıklı sistemler; liderler, uzmanlar, destekleyiciler ve uygulayıcılar arasındaki dengeyle ayakta kalır.
Belki de bu hafta kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben gerçekten lider olmak mı istiyorum, yoksa bana “lider olmam gerektiği” öğretildiği için mi bunu istiyorum? Cevap, sandığımızdan daha rahatlatıcı olabilir. Çünkü lider olmamak bir eksiklik değil; çoğu zaman bilinçli ve sağlıklı bir tercihtir.☺️