SAHADA NE OLDU? 10 GÜNDE ÜÇTE İKİSİ GİTTİ!
Gelelim sahaya... Edinilen bilgilere göre YPG/SDG, 10 gün içinde kontrol ettiği alanların üçte ikisine yakınını kaybetti. Bu sadece “harita değişimi” değil; örgütün lojistik, finans ve bağlantı hatlarının kesilmesi anlamına geliyor. Birkaç örnekle açıklayacak olursak:
- Yarubiye’nin Şam’ın kontrolüne geçmesi: Irak’ta Sincar bağlantısının intikal noktasıydı. Kandil hattı açısından kritik bir düğümdü. Bu hattın kapanması SDG’nin “Kandil bağlantısını” zayıflatan stratejik bir kırılma.
- Kobani–Haseke bağlantısının kopması: Kuzeydoğu hattında birbirine bağlı görünen alanların fiilen parçalanması demek.
- Süleymanşah hattı Fehim İsa’nın komutasındaki Türkmen taburu tarafından kontrol altına alındı.
- Karakozak köyü ve Tişrin Barajı yakınındaki kritik köprünün ele geçirilmesi: Hem stratejik açıdan önemli hem de günlerdir köprüde bomba yüklü kamyon bekleten ve etrafını tuzaklayan örgütün gücünün kırılması açısından...
- Ömerli petrol ve gaz sahalarının Şam’ın kontrolü altına geçmesi: Bu tablo örgütün sadece askeri alanda değil, aynı zamanda ekonomik özerklik zemininde de gerilediğini gösteriyor. Petrol, gaz, sınır geçişleri... Bunlar bir örgüt için “siyasi proje”nin nefes borusudur. Nefes borusu kesilince ideoloji tek başına yetmez.
20 OCAK ATEŞKESİ: “ARTIK UYGULAMA ZAMANI”
20 Ocak akşamı devreye sokulan ateşkesin arka planında “başta ABD olmak üzere Batı’nın baskısı” olduğu bilgisi var. Ateşkes ilan edilmiş olsa bile sahada Şam yönetiminin önemli bir alan kazanımı elde ettiği görülüyor. Ateşkesin Şam tarafından duyurulan çerçevesinde en kritik bölüm şu: SDG’ye 4 gün süre. Bu “müzakere” gibi görünen ama aslında “takvim” içeren bir cümle. Yani:
“Ya yol haritasına uyulur ya da saha devam eder.”
Bu noktada artık masadaki kelime “müzakere” değil, “uygulama”.
2- 14 MADDE: SURİYE’NİN YENİ FOTOĞRAFI
Şam’ın açıkladığı mutabakat maddeleri iki şeyi aynı anda yapıyor:
- SDG’nin “devletleşme kapasitesini” alıyor,
- Kürtlere “devlet içinde hak” veriyor.
Maddelerin satır aralarındaki stratejik anlamı şöyle:
- Rakka ve Deyrizor’un devri: Fiili özerklik alanının sembolik sonu.
- Haseke’de kurumların devlete bağlanması: Devlet çatısı altında temsil, ama devlet dışı güvenlik yok.
- Kürtçe ve Nevruz vurgusu: Kültürel hakların resmi tanınması; örgütün “varlık gerekçesini” zayıflatan hamle.
- Yabancı PKK’lı unsurların sınır dışı edilmesi taahhüdü: Türkiye ve Suriye açısından diplomatik eşik.
- Petrol, gaz, sınır kapıları devlette: Gelir hatları bitiyor. Ekonomik özerklik sona eriyor.
- DEAŞ kampları ve hapishaneler: En kritik dosya. Bu devrin yapılması hem ABD’nin hem Şam’ın hem Ankara’nın kırmızı çizgisi.
- Ayrıca metinde dikkat çeken bir “model” var: Şehir merkezine girme, çevrede konuşlan.
Haseke ve Kamışlı için “merkezlere girilmeyecek, çevresinde konuşlanılacak” formülü; Şam’ın “askeri gerginliği artırmadan entegrasyon” denemesi. Bu da şunu gösteriyor: Şam sahada güç kazanırken, “Kürt-Arap gerilimi ve etnik çatışma” üretmemek için özel bir hassasiyet gösteriyor.
3- PERDE ARKASINDA NELER YAŞANDI? ABD’NİN SABRININ TÜKENDİĞİ O AN
- 4 Ocak’ta Şam’da Cumhurbaşkanı Şara, ABD adına Tom Barrack, Suriye Dışişleri Bakanı ve Mazlum Abdi’nin buluştuğu toplantıda gündem 10 Mart Mutabakatı’nın hayata geçirilmesiydi. Mazlum Abdi, maksimilist talepleri gündeme getirip zaman isteyince Şara’nın tepkisi sert oldu: “Bugüne kadar bekledik, sabrettik; niyetiniz belli.”
- Bu toplantının asıl kırılma anı, ABD’nin SDG’nin “samimi olmadığını” net biçimde gördüğü an olması. Yani “Mazlum Abdi tek başına karar alamıyor; Kandil hâlâ belirleyici” tespitinin öne çıkması.
- 5 Ocak: Şeyh Maksud operasyonu ve “disiplinli saha” mesajı.
5 Ocak’ta Şam yönetiminin Şeyh Maksud ile başlattığı operasyon dizisinde en dikkat çeken uygulama, “sivil kaybı yaşanmaması için özellikle hassas davranılması” idi. Bu iki unsur açısından önem taşıyor, Şam’ın Batı’ya “meşru devlet gibi davranıyorum” mesajı vermesi ve Kürt kamuoyuna “bu size yönelik değil, devletleşme hamlesi” demesi.
- Aynı anda SDG içindeki Arap aşiretlerinin ayaklanarak ayrılması ise sahada örgütün “çok bileşenli” görüntüsünün çözülmesi anlamına geliyor. Ve o çözülme ile birlikte şu iddia güçleniyor: SDG fiilen küçüldü, geriye YPG kaldı.
4- HAPİSHANE KRİZİ: SDG’NİN ŞANTAJ HAMLESİ
Dosyanın en kritik kısmı burası: DEAŞ tutuklularının bulunduğu hapishaneler. SDG yaklaşık 200-300 arası DEAŞ’lıyı serbest bıraktı, 120’si kısa sürede yakalandı, diğerleri için süreç sürüyor. Bu hamlenin Washington’da “şantaj” olarak okunduğunu söylemek gerekiyor. Çünkü ABD’nin Suriye’deki varlık gerekçesi yıllardır iki cümleyle özetleniyordu:
“DEAŞ geri dönmesin.”
“Hapishaneler kontrol altında kalsın.”
- Eğer hapishaneler “kaos” riski taşıyorsa ABD kamuoyuna “çekilme” satmak zorlaşır.
- Tam bu noktada Trump–Şara telefon görüşmesinin yapıldığını hatırlatalım. Trump’ın “DEAŞ’lılerin kaçmaması benim için çok önemli, gerekli önemleri alın, sahayı kontrol altında tutun” mesajı... Telefondaki bu cümle ABD’nin SDG parantezini kapattığını, DEAŞ dosyasını da Şam’a devrettiğinin göstergesiydi.
Yani Trump aslında o gün sahada yıllardır süren formülü tersine çevirdi:
“SDG’nin yaptığı iş, artık Şam’ın işi.”
20 HAPİSHANE VE SİNA BASKINI
Sahadaki hapishane haritası da kritik:
- 19 Ocak’ta 4 küçük hapishanenin Şam tarafından ele geçirildiği,
- 20 Ocak’ta Hol’un kontrolünün alındığı,
- En büyük hapishane olan Sina için Amerikalıların indirme yaparak kontrolü devraldığı bilgisi var.
Bu, “ABD çekiliyor” cümlesinin pratikte ne kadar zor olduğunu gösteriyor: Çekilmek istiyor ama en riskli noktaya da bizzat el koymak zorunda kalıyor. Ancak artık kontrol Şam hükümetinde; önümüzdeki dönemde hapishaneler için çok katmanlı bir güvenlik çemberinin hayata geçirilmesi sürpriz olmayacaktır.
5- KANDİL’İN TEPKİSİ VE RİSKLER
Bu çözülmenin doğal sonucu olarak Kandil’den “öfkeli” açıklamalar gelmesi beklenen bir tablo. Çünkü sahadaki en büyük kayıp sadece alan kaybı değil, “projenin ölmesi.” Burada Türkiye açısından iki risk aynı anda beliriyor:
- Sahada daralan örgütün “son hamle” olarak saldırganlaşması,
- Türkiye içinde protesto/gerilim denemeleri.
- SDG’nin toplam kapasitesi 63 bin görünse de silahlı etkin unsurların 45 bin civarında olduğu, bunun da 40 bininin Arap aşiretlerinden geldiği, aşiret çekilince geride 10 bin civarı çekirdek kaldığı ifade ediliyor.
- Son operasyonların sonuçları göz önünde bulundurulduğunda örgütün ciddi bir kayıp yaşadığı unutulmamalı.
BARZANİ HATTI, IRAK SAHASI VE ANKARA’NIN İKİNCİ GÖZÜ
Ankara’nın sadece Suriye’yi değil, Irak sahasını da yakından izlediği aktarılıyor. Özellikle Barzani’nin “Kürtlerin hamiliği” rolüne yönelen adımları Ankara tarafından dikkatle takip ediliyor. Ankara’nın Barzani’yi “SDG ile ittifak mı?” sorgulaması, bu dosyanın Ankara açısından ne kadar hassas olduğunu gösterir. Çünkü Suriye’de çözülen bir yapı, Irak’ta yeni bir “tampon” arayabilir. Ankara’nın buna izin vermeyeceği ve bunun kararlılığını ilettiğini de aktaralım.🙄