VİRAL OLACAĞIM DERKEN HER ŞEYİ BERBAT EDEBİLİRSİN
BİR başka kritik nokta ise sabır.
Aysu Bilgin bu konuda da beklentileri yere indiren bir yerden bakıyor:
“Dijital görünürlük bir sprint değil, maraton. Bugün paylaştığınız içerik hemen karşılık bulmayabilir ama doğru kitleyle kurulan bağ zamanla çok daha güçlü bir etki yaratır.”
Dijital görünürlük çoğu zaman yanlış bir vaatle pazarlanıyor. Hızlı büyüme, bir gecede etkileşim, viral olma hayalleri... Oysa gerçek görünürlük yavaş inşa ediliyor. Tıpkı gerçek hayattaki itibar gibi.
Burada algoritmalar meselesi devreye giriyor.
Bilgin, teknik konuların önemini inkâr etmiyor ama sınırını da çiziyor.
“Algoritmaları anlamak şart. Zamanlama, format... Bunlar oyunun kuralları. Ama oyunu kazandıran şey bunlar değil; insanla bağ kurabilen içerik.”
Bugün insanlar yalnızca içeriğe bakmıyor, niyeti de okuyor. “Bunu neden paylaştı?” sorusu, “kaç beğeni aldı?” sorusunun önüne geçmiş durumda. Bu yüzden mekanik olarak doğru ama ruhsuz içerikler hızla silinip gidiyor.
Artık logolar konuşmuyor, insanlar konuşuyor. Kurumsal hesapların dili ne kadar insaniyse, güven de o kadar artıyor. Bilgin’in ifadesiyle “Markalar da insanlar gibi. Bir karakterleri yoksa, hatırlanmaları da zor.”
LINKEDIN VERİLERİ BİZE NE SÖYLÜYOR
FARK edilmek mi istiyoruz yoksa hatırlanmak mı?
Bugün iş dünyasının nabzı artık kartvizitlerde değil, dijital profillerde atıyor.
LinkedIn, bu dönüşümün en net aynalarından biri.
Dünyada 1.3 milyar, Türkiye’de 19 milyonu aşan bir kullanıcı kitlesinden söz ediyoruz. Üstelik bu kitlenin büyük bölümü genç, eğitimli ve aktif. Türkiye’de platformu en yoğun kullananlar 25–34 yaş aralığında. Kullanıcıların yüzde 58’inden fazlası üniversite mezunu.
Y kuşağının yüzde 87’si LinkedIn’i doğrudan iş bulma amacıyla kullanıyor.
Rakamlar daha da çarpıcı.
Her dakika 11 binden fazla kişi iş başvurusu yapıyor.
1.9 milyondan fazla içerik paylaşılıyor.
17 binden fazla yeni bağlantı kuruluyor.
Bu kalabalıkta görünür olmak artık bir tercih değil, bir zorunluluk. Ama asıl soru şu. Bu kadar yoğun bir dijital trafiğin içinde fark edilmek mi istiyoruz, yoksa gerçekten hatırlanmak mı?
İşte dijital kimliğin, kişisel duruşun ve profesyonel hikâyenin önemli olduğu bir döneme giriyoruz.