AVRUPA ÇİN’E YAKLAŞIYOR
Trump Grönland’da zirveye çıkardığı tehdit tonuna devam ettikçe Avrupa ekonomik açıdan Çin’e yaklaşıyor.
Bugünlerde Avrupalı siyasetçilerden, “öngörülemez ABD’ye karşı, tutarlı bir Çin’i tercih ederiz” görüşü sıklıkla dillendiriliyor.
Üstelik sadece Avrupa değil, Trump’ın bir ABD eyaleti olarak gördüğü Kanada da Avrupalı müttefikleriyle aynı sırada hizalanmış durumda.
Davos’ta Ursula von der Leyen’in “yeni bir Avrupa bağımsızlığı” çağrısını ve Kanada Başbakanı Mark Carney’nin “orta güçler kendi yolunu çizmek zorunda” vurgusunu bu bağlamda değerlendirmek mümkün.
Tarihin garip bir noktasındayız.
Trump, Çin ve Rusya’dan bağımsız kendi düzenini kurmaya çabalarken Avrupa’yı ekonomik açıdan Çin’e doğru itekliyor.
Ukrayna konusunda ise Rusya’yı Avrupa’ya tercih eder bir biçimde hareket ediyor.
Bu öngörülemez hal, eski gücünden uzak durumdaki Avrupa’yı sancılı yeni arayışlara itiyor.
Avrupa’nın önünde şimdi yeni ama oldukça belirsiz bir alan açılıyor.
Bununla birlikte, Türkiye’nin Davos’taki imzayla yeni bir dünya düzeni oluşturmaktan ziyade Gazze’yi esas aldığını düşünüyorum.
Gazze Barış Kurulu’nda yer almak Türkiye’nin 7 Ekim sonrasında yürüttüğü aktif diplomasinin doğal ve beklenen bir sonucu.
Yaşanan katliama en yüksek sesle itiraz eden ülkenin Gazze’nin geleceği konusunda söz sahibi olması beklenmeli.
Ancak Trump yönetiminin Davos’ta, Gazze’nin ötesinde bir işaret fişeği attığı da bir gerçek.
Bu yeni ve belirsiz dönem Türkiye açısından da riskler ve fırsatlar barındırıyor.
Yine de yeni dünya düzeninin, kimse için barışçıl bir gül bahçesi vaat etmediğini vurgulamak gerek.
İçinden geçtiğimiz dönemi geçenlerde Süleyman Seyfi Öğün, Gramsci’den bir alıntıyla özetlemişti: “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için çabalıyor. Şimdi canavarların zamanı.”