ABD–SDG–ŞAM denklemi: Ankara’nın sabrı, Washington’ın geri adımı ve Suriye’de yeni dönem
SURİYE’de yaşananlar yalnızca bir ateşkes süreci değil; aynı zamanda ABD’nin 15 yıllık SDG politikasından fiilen geri çekildiği, Türkiye’nin güvenlik tezlerinin sahada karşılık bulduğu ve bölgesel güç mimarisinin yeniden kurulduğu bir tarihsel kırılmaya işaret ediyor.
Şam ile SDG arasında ilan edilen 15 günlük ateşkes, DEAŞ’lı tutukluların tahliyesi, Mazlum Abdi’nin son açıklamaları ve Washington’ın söylem değişimi birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo net: ABD, sahadaki taktik ortağını geri plana iterken, stratejik müttefiki Türkiye ile yeniden hizalanıyor:
15 Günlük Ateşkes: Barış Değil, Kontrollü Geçiş Süreci
Şam ile SDG arasında ilan edilen 15 günlük ateşkes, klasik anlamda bir barış anlaşması değil, askeri bir yapının devlet sistemine kontrollü biçimde dağıtılması için tanınmış zaman olarak okunmalı. Ateşkesin arkasındaki temel dinamikler dikkat çekici:
- DEAŞ’lı tutukluların tahliyesi: Kamplarda tutulan binlerce DEAŞ mensubunun Irak’a taşınması, ABD ve Irak koordinasyonunda yürütülüyor. Bu süreç, yalnızca Suriye için değil Türkiye’nin iç güvenliği açısından da kritik bir risk yönetimi anlamına geliyor.
- YPG’nin askeri gerilemesi: Rakka ve Deyrizor’dan çekilme, sahadaki fiili hâkimiyetin sona erdiğinin açık göstergesi.
- Şam’ın devlet kapasitesinin yeniden inşası: Petrol sahaları, sınır kapıları, güvenlik kurumları ve idari yapılar merkezi yönetime devrediliyor.
Bu ateşkes, SDG’nin askeri bir aktör olmaktan çıkarılıp siyasi ve idari bir yapıya dönüştürülmesi sürecinin fiili başlangıcıdır.🤫