Mazlum Abdi’nin Söylemi: Yenilginin Diplomatik Ambalajı
Mazlum Abdi’nin son açıklamaları dikkatle okunduğunda, bir zafer anlatısından ziyade kontrollü bir geri çekilme dili görülüyor.
- Çatışmaların SDG’ye “dayatıldığı” söylemi,
- “Daha büyük bir savaşı önlemek için” anlaşmaya razı olunduğu mesajı,
- “Kazanımlar korunacak” iddiası...
- Gerçek ise daha yalın: ABD, SDG’ye verdiği eski düzeydeki siyasi ve askeri desteği geri çekiyor.
Bu durum YPG açısından stratejik yalnızlaşmanın ilanı, Washington açısından ise yeni bir jeopolitik öncelik sıralamasının göstergesidir.
ABD’nin 15 Yıllık SDG Politikasından Geri Adımı: Tarihsel Bir Kırılma
ABD, 2014’ten bu yana SDG’yi DEAŞ’a karşı sahadaki ana kara gücü olarak konumlandırmıştı. Bu süreçte:
- Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri büyük ölçüde ikinci plana itildi,
NATO müttefikliği ciddi biçimde yara aldı,
- Ankara–Washington hattında yapısal bir kriz oluştu.
Bugün ise ABD’nin stratejik hesabı değişti. Washington’ın yeni öncelikleri:
- SDG, Arap aşiretlerinin ayrılmasıyla zaten sadece YPG’ye dönüştü ve üstelik artık sürdürülebilir bir uzun vadeli proje değil,
- Türkiye, vazgeçilemeyecek ölçekte stratejik bir NATO müttefiki,
- Devlet dışı silahlı yapıları sürdürmenin maliyeti yükseldi,
- ABD, sahadaki yerel ortak yerine devlet ölçeğinde Türkiye ile uyumu tercih etti.
Türkiye–ABD İlişkilerinde Yeni Faz: Gerilimden Yeniden Stratejik Uyuma
ABD’nin SDG’den uzaklaşması, Türkiye açısından diplomatik, askeri ve stratejik bir kazanım anlamına geliyor. Türkiye’nin elde ettiği somut güvenlik kazanımları;
- Güney sınırında terör koridoru ihtimali ortadan kalktı,
- PKK/YPG’nin devletleşme senaryosu fiilen çöktü,
- Silah ve militan geçiş hatları daraldı,
- Yeni bir göç dalgası riski azaldı,
- DEAŞ kamplarının kontrolü YPG’den çıkarıldı.
Bu süreç, Ankara’nın yıllardır dile getirdiği şu tezin sahada karşılık bulmasıdır:
“Sorunumuz Kürt halkıyla değil, silahlı terör yapılanmasıyladır.”
Washington’ın bugün geldiği nokta, fiilen Türkiye’nin bu tezini kabul ettiğini göstermektedir.😐