Her şey aynı değil mi
SANKİ bir film senaryosu gibi...
Ama kötü olan şu.
Bu bir film değil.
Ve her seferinde “final” sandığımız sahnenin ardından yeni bir perde açılıyor.
Bir yıl arayla iki çocuk.
İkisi de ergenlik çağında.
Sıradan bir günde, hiçbir büyük kavganın, hiçbir derin husumetin parçası olmadan öldürüldü.
Biri kaykay almak için evden çıktı.
Diğeri arkadaşlarıyla kafede oturuyordu.
Biri Kadıköy’ün kalabalığında.
Diğeri bir sokağın köşesinde.
Ortak nokta ne biliyor musunuz?
Hiçbir “sebep” yok.
Mattia Ahmet Minguzzi...
14 yaşındaydı.
Tanımadığı çocukların şiddetiyle karşılaştı.
Yere düştü, kalkamadı.
Kameralar kayıttaydı.
Sosyal medyada saniyeler içinde kıyamet koptu.
Ülke ayağa kalktı.
“Ağır ceza”, “İbretlik karar”, “Bu son olsun” cümleleri havada uçuştu.
Sonra Atlas Çağlayan...
Yine bir çocuk, yeni bir tartışma.
Yine “yan bakma” denilen, içi boş ama sonucu ölümcül bir gerekçe.
İki olay arasında ürkütücü bir benzerlik var.
Şiddet anlık. Fail çocuk. Silah kolay ulaşılır. Ve ölüm çok hızlı.
Ve benzerlikler sonrasında da bitmiyor.
Her iki olaydan sonra da aynı şeyleri yaşadık.
Sosyal medyada tehditler.
Ailelere yönelen nefret.
Failleri kutsayan paylaşımlar.
“Abartılıyor”, “O da yapmasaydı” diyenler.
Yani cinayet bitiyor ama şiddet bitmiyor sadece şekil değiştiriyor.
Bir başka ortak nokta daha var.
Hukuk tartışması.
“Çocuk sayılıyor”, “İndirim var”, “Yasa böyle” tartışmaları, yorumları, konuşmaları...
Bütün bunlar teknik olarak doğru olabilir.
Ama toplumun içindeki adalet duygusu başka bir şey söylüyor.
Çünkü insanlar şunu soruyor.
Bir çocuk, başka bir çocuğu 14 kez bıçaklayabiliyorsa; göğsünden ölümcül darbe vurabiliyorsa bu sadece bir “çocuk suçu” mudur?
Ve en can yakıcı benzerlik şu.
Her iki olayda da annelerin cümleleri neredeyse aynı.
“Benim çocuğumun suçu yoktu. Nasıl korkutmak bu? Yüzüne bakınca anlarsınız.”
Sorun sadece bıçak değil, ceza değil.
Sorun şiddetin bu kadar sıradanlaşması.
Bir yıl önce “Bu son olsun” dedik.
Olmadı.
Belki artık başka bir cümle kurmanın zamanı gelmiştir.
Bu mesele üçüncü sayfa meselesi değil, toplum meselesi.
Çünkü iki çocuk öldüyse biz büyükler sınıfta kaldık demektir.