ASLAN VE ÖMER
Dünya şekeri bir çocuktu Ömer. Doğduğu günden beri gözlerinin içi gülüyordu.
Babası Aslan Aydın sanayi işçisiydi ve her sabah erkenden işe gider, akşam elinde ekmek eve dönerdi.
Ömer için hayalleri vardı. Okutacaktı. Büyük adam yapacaktı.
Ama bir sabah o acı haberi öğrendiler. “Allah’ım işte şimdi yıkıldım” dedi Aslan.
Giderek güçten düşen Ömer, SMA hastasıydı.
Biliyorsunuz, nice çocuklar tedavisi çok pahalı olan bu hastalığın pençesinde kıvranıyor.
Nereden bulacaklardı o parayı?
Aslan bir işçi maaşıyla nasıl kurtaracaktı çocuğunu?
Eşi Sedef’le oturdular. Düşündüler:
“Tek çare yardımseverlere gidelim” dediler.
Eşe dosta duyurdular. Sosyal medyaya gittiler.
Tedavi için 68 milyon lira gerekiyordu.
Aslan son çare bir tabureye oturup çektirdiği çaresiz fotoğrafının altına şöyle yazdı: “Ben bir işçiyim. Nasıl kurtarabilirim oğlum Ömer’i, artık dayanacak halimiz kalmadı...”
İşte bu sözler üzerine İstanbul Valisi Davut Gül kampanyayı destekledi. Ve sonra yardımlar büyümeye başladı. Bursa’dan, İzmir’den yardımlar gelmeye başladı.
Ve 23 ay sonra 68 milyon lira toplanmıştı.
Aslan ve Sedef o mutlulukla haber saldılar: “Oğlumuz için gerekli parayı topladınız. Esenyurt sahilinde kutlayacağız. Hepiniz davetlisiniz...”
Yardımseverler yaptıkları yardımlar gibi koşarak geldiler.
O gün o sahilde yüzler güldü. Ömer için balonlar uçuruldu. İzmir’den gelen bir yardımsever aldı Ömer’i kucağına “İşte hayat ve mutluluk budur” dedi.