İki ülke arasında kalmak değil iki dünyayı birden taşımak
Bugün pek çok aile bunu “iki ülke arasında asılı kalmak” olarak tanımlıyor. Oysa ben bunun adını farklı koyuyorum: İki ülke arasında şekillenen, çoğalan ve güçlenen bir hayat.
Doğru yönlendirme olduğunda bu çocuklar arada kalmıyor; tam tersine iki dünyanın da avantajlarını sırtlanıyor. Küreselleşen dünyada artık tek bir coğrafyaya, tek bir eğitim sistemine ya da tek bir bakış açısına mahkûm bir gelecekten söz etmiyoruz. Eğitim, kariyer ve hatta aidiyet kavramı sınırların çok ötesine geçti. Ancak bu geçiş süreci, özellikle çocuklar ve aileler için çoğu zaman kaygıyla anılıyor. “Çocuğum burada mı kalmalı, yoksa gitmeli mi?”, “Kendi kültüründen kopar mı?”, “Arada mı kalır?” gibi sorular, ebeveynlerin zihninde yankılanıp duruyor. Asıl mesele tam da burada başlıyor. Çünkü biz bu süreci yanlış tanımladığımızda, çocuklara da yanlış bir hikâye anlatmış oluyoruz.
İki ülke arasında eğitim alan bir çocuğu “arada kalmış” olarak etiketlemek, onun potansiyelini baştan sınırlandırmak anlamına geliyor. Oysa gerçek şu ki; doğru destek, doğru okul ve doğru rehberlik olduğunda bu çocuklar ne arada kalıyor ne de savruluyor. Aksine, çok daha sağlam bir zeminde durmayı öğreniyorlar. İki ülke arasında büyüyen çocuklar erken yaşta uyum sağlamayı öğrenir. Farklı kültürlere saygı duymayı, farklı bakış açılarını anlamayı ve en önemlisi kendilerini ifade etmeyi geliştirirler. Bu çocuklar için dünya daha geniştir; seçenekler daha fazladır. Zorluklarla erken tanışmaları onları kırılgan değil, dayanıklı kılar. Çünkü belirsizlikle baş etmeyi, değişimi yönetmeyi ve kendi yollarını çizmeyi öğrenirler.
Elbette bu yolculuk kendiliğinden kolaylaşmaz. “Nasıl olsa yurt dışına gidiyor, gerisi gelir” anlayışı, çocukları en çok yalnız bırakan bakış açısıdır. İşte tam bu noktada danışmanlık, rehberlik ve aile-çocuk-okul üçgeni hayati önem taşır. Çocuğun akademik seviyesinin yanı sıra duygusal dayanıklılığı, sosyal uyumu ve kişisel hedefleri göz ardı edilmemelidir. Çünkü uluslararası eğitim yalnızca bir okul değişikliği değil, bir yaşam biçimi değişikliğidir. Bugün başarılı üniversitelerde okuyan, uluslararası şirketlerde çalışan ya da kendi girişimini kuran pek çok gençle konuştuğunuzda benzer bir şey söylüyorlar: “İki ülke arasında büyümek bana zorluklar yaşattı ama beni ben yaptı.” İşte bu cümle, meselenin özünü anlatıyor. Arada kalmak değil; iki dünyayı bir arada taşıyabilmek...