Ailelerin en büyük korkularından biri de aidiyet meselesi. “Ne buraya ait olacak ne oraya” düşüncesi, çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Aidiyet tek bir ülkeye sıkışan bir kavram değil. Bugünün gençleri birden fazla yere, kültüre ve değere aynı anda ait olabiliyor. Bu da onları köksüz değil, çok köklü bireyler haline getiriyor. Belki de artık dili değiştirmemiz gerekiyor. “Asılı kalmak”, “arada kalmak”, “kopmak” gibi kelimeler yerine; “şekillenmek”, “çoğalmak”, “güçlenmek” demeliyiz. Çünkü kelimeler bakış açımızı, bakış açımız ise çocukların yolculuğunu belirliyor.
İki ülke arasında eğitim alan bir çocuk, aslında geleceğin dünyasına bugünden hazırlanıyor. Farklı sistemleri tanıyor, farklı insanlarla çalışmayı öğreniyor ve en önemlisi kendine güvenmeyi... Bu bir risk değil; doğru yönetildiğinde büyük bir avantaj.
Mesele iki ülke arasında kalmak değil. Mesele, iki ülke arasında kurulan o ince dengeyi doğru okumak ve bu dengeyi bir güce dönüştürmek. Çocuklar arada kalmıyor; biz onları doğru yerde tutabildiğimiz sürece, iki dünyanın da en iyisini yanlarında taşıyarak yollarına devam ediyorlar.
Bu satırları yazarken mesele benim için teorik bir tartışma değil. Çünkü ben de o “iki ülke arasında” denilen hayatın tam içinden geçtim. Sekiz yıldır İngiltere’deyim. Yanımda sadece 23 kiloluk bir bavul vardı. O bavula tüm cesaretimi, yıllarca biriktirdiğim mesleki deneyimimi, korkularımı, başarısızlık endişelerimi ve belirsizliğe dair ne varsa sığdırmaya çalıştım. Amerika ilk planımdı ama hayat çoğu zaman planları değil, başka yerlerde yazılmış olanları önümüze koyar. Ve siz fark etmeden oraya doğru çekilirsiniz.
Bir bavul hazırlarken insanı en çok acıtan, içine koyamadıklarıdır. Aileniz... Sonradan hayatınızdan çıkacağını bilmeden vedalaştığınız dostlar... Bir evin kokusu, bir koltuk, bir fincan bile geride bırakılırken insanın içi sızlar. Göç dediğiniz şey yalnızca bir ülke değiştirmek değildir; bir hayatın parçalarını bilinçli olarak geride bırakmaktır.
Gurbette, ince bir vicdan azabıyla yeni bağlar kurarsınız. Yeni arkadaşlıklar edinirsiniz ama o bağlar eskisi gibi hoyrat değildir; daha temkinli, daha seçici olur. Uzaklaştıkça, memleketteki hayatınızı daha net görmeye başlarsınız. Sanki gözünüz kulağınız açılır. Kim gerçekten yanınızdaydı, kim alışkanlıktı... Ve fark etmeden ayıklamaya başlarsınız.
Yıllar sonra aynaya baktığınızda, bambaşka bir insan görürsünüz. İlk his gururdur. Ardından ince, tarif edemediğiniz bir yorgunluk sızısı gelir. Bir türlü geçmeyen bir özlem vardır içinizde. Sabah yataktan kalkarken fark edersiniz; hızınız biraz azalmıştır. Anlarsınız ki bu yolda yaşlanmışsınızdır. Ve içinizden sessizce geçer: Giden, ömürdenmiş. Ama yine de dönüp baktığınızda şunu bilirsiniz: Arada kalmadınız. İki ülke arasında kaybolmadınız. İki dünyayı da taşıyan biri oldunuz. Ve bu, her şeye rağmen, ağır ama çok kıymetli bir kazanımdır.🤫