Aileler razı olmasa da nihayetinde mürüvvetleri gerçekleşir. Küçük bir eve taşınırlar ve peşi sıra önce Susanna, sonra da Hamnet ve Judith doğar. William bu süreçlerde iş dolayısıyla Londra’ya gider ve çoğunlukla Agnes’ı yalnız bırakır. Bu arada özellikle Hamnet’i çok sevmekte ve onun büyüyünce oyuncu olma hayallerini desteklemektedir. Lakin büyük bir trajedi ailenin kapısını çalar ve Hamnet vebadan ölür. Bu kayıp ailede büyük bir çatlağa neden olur. Olay esnasında William Londra’dadır. Agnes yanlarında olmadığı için kocasına bütün öfkesini kusar, eşiyse “Londra’ya gitmem lazım, beni bekleyen ekibim var” diyerek yanlarından ayrılır. Sonrasında Will, ‘Hamlet’ adlı bir oyun sahneye koyacak, Agnes erkek kardeşi Bartholomew’la gittiği Globe Tiyatrosu’ndaki ilk gösterimde ‘Danimarkalı prens’in trajedisi üzerinden kendi acılarıyla hesaplaşacaktır...
Shakespeare 1582’de 18 yaşındayken ilk çocuklarına hamile olan 26 yaşındaki Anne Hathaway’le evlenmişti. Maggie O’Farrell’ın kitabı Will’le aralarında delicesine aşk yaşanıp yaşanmadığı bilinmeyen ve zaman zaman Agnes adını kullanan Anne hakkında bir çabanın izlerini sürüyor. ‘Hamnet’ ağırlıklı olarak yazma eylemine kafaya takmış ve tıkanma noktasına gelmiş William’ın babalık görevlerinin üstesinden yeterince gelemediği bir ortamda metanetli, dirayetli bir kadının bütün bir aileyi güçlü kanatlarıyla kucaklamasını anlatıyor. Ama iş küçük çocuğun veba yüzünden
(bu konuda da tarihi bir veri yok ancak söz konusu hastalık dönemin en yıkıcı belasıydı) ölümünün ardından yas sürecini kimin, nasıl yaşadığına dönüşüyor.
Bu aşamalara ve finale bakarsak roman ve ondan uyarlanan yapım, kurgusal bir manevrayla Shakes-
peare’in ‘Hamlet’i oğlu için yazdığı fikriyle buluşturuyor bizleri. William’ın Londra’da gece vakti o ünlü repliği, yani ‘Olmak ya da olmamak’ı Thames Nehri’nin sularına karşı okuduğunu görüyoruz. Ezcümle yazarın en ünlü oyunu, oğlunun ölümünden duyduğu acının ifadesidir; bir anlamda vicdan azabını da metinlerine yüklemiştir.
Abartılı ve manipülatif
‘Hamnet’ festival gösterimleriyle birlikte seyirciyle (ve de eleştirmenlerle) ilk buluşmalardan bu yana yüreklere işleyen bir film olarak zihinlerde yer buldu. Evet, dedikleri kadar varmış; Chloé Zhao’nun yapıtı duygusal dozajı yüksek, trajik unsurlarla alabildiğine bezeli bir film. Lakin içeride ve dışarıda birçok eleştirmenin çok beğendiği ‘Hamnet’i ben genelin aksine abartılı, manipülatif, birçok sahnesi (özellikle de Globe Tiyatrosu’ndaki bölümler) itibariyle duygu sömürüsüne açık demek istemiyorum, yerine şu ifadeyi kullanayım, incelikten yoksun bulduğumu belirtmeliyim. Zamane jargonuyla söylemek gerekirse filmin duygusu bana pek geçmedi.