HAYAL EDEBİLECEĞİM EN BÜYÜK HEDİYE BU
◊ Filmde çok hoş bir an var; insan bazen hayatını filmlerle hatırlıyor. Sizin de hayatınızı çektiğiniz filmler üzerinden anımsadığınız oluyor mu?
- Adam Sandler: Doğru bir yerden yakaladın. Gençlik filmleri var mesela. O zamanlar o kadar heyecanlısın ki, film yapıyor olmana bile inanamıyorsun. “Bana gerçekten evet mi dediler?” diyorsun. Biri “Action!” diyor, repliğini söylüyorsun. Ve hâlâ aklın almıyor: “Bu gerçekten oluyor mu?” Bir de üstüne para ödüyorlar sana! O da ayrı bir mucize zaten. Sonra zaman geçtikçe, hayatın içinde bazı şeyler oluyor tabii...
Neden anlatıyorum bunu bilmiyorum ama; mesela hüzünlü bir anım var. “50 First Dates” filminin çekimi için Hawaii’ye gidiyorduk. Çekime başlamadan 1 gün önce telefon geldi. Babamın hasta olduğunu söylediler. O film boyunca, benim için hikâye şuna dönüştü: Hawaii’den her hafta sonu Florida’ya babamı görmeye eve gitmek. Ne zaman biri o filmi açsa kafamda hemen o anıyla birleşiyor: “Ah... Babamın hastalandığı zamandı...”
- Laura Dern: Evet... Filmde de dediğimiz gibi, bir gerçek var. Sinema, çoğu zaman bizim hafızamız. Hepimiz, filmler üzerinden konan işaretlerle kendi hikâyemize tutunuyoruz. Fakat benim asıl düşündüğüm şey şu; eğer hayatta bir mesleğimiz, bir tutkumuz varsa ve bu konuda şanslıysak, onun yanında yani yaptığımız işle gelen bir ‘seçilmiş aile’miz oluyor. Çalışırken insan kendi insanını buluyor; kendi ekibini. Bu deneyimde de olağanüstü sanatçılarla çalıştım ve gerçekten çok derin dostluklar kurdum. Üstelik hayat yolculuğunda ne bulduğumuzu anlatan bir film yaparken... İnan, hayal edebileceğim en büyük hediye bu.🤫