Hamsi Taverna bu duruşun en net ifadelerinden biri. Menü deniz etrafında dönüyor. Çiğ, kürlenmiş ve ateşte pişirilmiş ürünler temel. Spanner yengeçli, fırınlanmış votka soslu erişte, kiraz domates ve turşu hamsili pide, sucuk yağıyla lezzetlendirilmiş ıstakoz... Bunlar kulağa ‘füzyon’ gibi gelebilir ama aslında çok tanıdık. Anadolu’nun tat refleksleri, Avustralya ürünleriyle aynı masada. Ateş mutfağın merkezinde. Açık mutfaktaki odun ateşi, misafiri seyirci olmaktan çıkarıp işin parçası yapıyor. Paylaşmaya dayalı sofra düzeni bu coğrafyanın en temel kültürel refleksi.
Ekip Türkiye’nin ve dünyanın en iyi şefleri ve servis profesyonellerinden oluşuyor. Çünkü burada yalnızca iyi yemek yapmak yetmez. Burada temsil ettiğiniz şey, menüden daha büyük. Günün sonunda bu mekân, Türkiye’nin gastronomi prestijine katkı sunuyor. Sessiz, ölçülü ama kalıcı bir katkı.
Belki sitemim de tam burada başlıyor. Gastronomi artık sadece yemek meselesi değil. Kültür, ekonomi ve görünürlük meselesi. Biz bu sahnede yıllardır varız ama çoğu zaman kendi ülkemize bunu anlatmakta zorlanıyoruz. Hamsi Taverna bir kutlama olduğu kadar bir hatırlatma. Türk mutfağı yalnızca geçmişiyle övünülecek bir miras değil. Dünyada sözü olan bir mutfak. Magazin bunu yazmaz belki. Ama mutfak tarihine dipnot düşülürken bazı imzalar sessizce yerini alır. Hamsi Taverna da onlardan biri.