170 yıl önce Islahat Fermanı
170 yıl önce bugün Osmanlı İmparatorluğu’nun çehresini değiştiren ve niteliği o günden bugüne halen tartışılan Islahat Fermanı ilan edildi. Osmanlı Devleti bu fermanı ilan edene kadar çetin bir Kırım Savaşı geçirdi.
18Şubat 1856... Bundan 170 yıl önce sadece Osmanlı İmparatorluğu değil, bütün Balkanlar, hatta Ortadoğu dünyasını sarsan bir hukuki ferman ortaya çıktı. Bu, 1839 Tanzimat Fermanı gibi değildi. 1876 Aralık’ında I. Meşrutiyet’in toplarla ilan edilmesi gibi de değildi.
Osmanlı İmparatorluğu, müttefiki olan devletlerle birlikte Kırım Savaşı’nda Rusya’ya karşı çıkmış ve savaş artık sona ermişti. Şimdi biraz daha geriye Rusya’yla savaşa sürüklendiğimiz yıllara gidelim.
1848 Ayaklanmaları’nda Macaristan ve Polonya’nın aydın kuvvetleri ve subayları bir araya geldiler; bir ittifak kurdular. Polonyalı General Józef Zachariasz Bem; Macar Lajos Kossuth’un kuvvetlerini, kendi ülkesinin askerlerini, hatta Kuzey İtalya’yı ve Avusturya’nın en önemli kurmay sınıfını Avusturya İmparatorluğu’na karşı bir araya getirdi. Rusya, güya ta Viyana Kongresi’nden beri devam eden Avusturya işbirliğini savunmak için en vahşi kuvvetlerini bu ittifaka karşı yönlendirdi. Rusya kuvvetlerinin başında General Alexander Nikolaevich Liders vardı ve doğrusu Polonyalılara karşı çok amansızdı; ama Macarlara karşı öyle davranamadı. Her hâlükârda Macarlar General Bem’i destekliyorlardı. General Józef Zachariasz Bem’in bugünkü unvanı Bem Büyükbaba’dır. Budapeşte’de Tuna Nehri’nin kenarında, en mutena meydanda heykeli vardır ve o adı taşır: Bem Meydanı.
SIĞINMACILAR ÜLKEYE DAĞITILDI
31 Temmuz 1849’da Ruslara karşı Segesvár Muharebesi kaybedildi. Macar milliyetçiler yenildiler. Sığındıkları yer Devlet-i Âliyye’nin toprakları oldu. Rusya ve Avusturya iadelerini talep ettiler. Cevap “Hayır”, “Kimseyi iade etmeyiz” oldu. Sığınanlar son derece mütenasipti; sığındıkları ülkenin şahsiyetini kabul ettiler. Hatta İslamiyet’i de benimsedikleri söylenir. Himaye yüksekti. İngiltere ve Fransa’da liberal gençlik Devlet-i Âliyye’nin ve Babıâli’nin bu alicenaplığını kutsadı. Londra’daki Musurus Paşa’nın atlarını arabasından çözdüler ve kalabalıklar arabayı sefarethaneye kadar götürdü.
Sığınmacılar ülkenin muhtelif yerlerine dağıtıldı; bu arada General Bem de Kütahya’ya yerleştirildi. Devlet-i Âliyye’mizin toprakları ta 18. asırdan beri, Tekirdağ başta olmak üzere, sığınmacılara alışıktı. Ancak bu seferki başkaydı; sadece askerler değil, mühendisler de vardı. Nazım Hikmet’in dedesi Konstanty Pólkozic-Borzecki de onların arasındaydı. Yeni adıyla “Mustafa Celâleddin Paşa” oldu. General Bem de “Murad Paşa”, Wladyslaw Koscielski “Sefer Paşa”, Michal Czajkowski “Mehmet Sadık Paşa” oldu. Hristiyan ve Müslüman askerlerden oluşan bir birlik kuruldu. 1853 Savaşı muhteşemdi ama hiçbiri birbirine benzemiyordu. O zamana kadar “Hristiyan kefere” dediğimiz insanlar bizim için Kırım’da öldüler. Yürekler yumuşamıştı.
SURİYE, BAĞDAT, FİLİSTİN DEĞİŞMEYE BAŞLADI
Islahat Fermanı yeni bir imparatorluk ortaya çıkardı mı? Hayır. Ama besbelli 19. asırdaki yolunu alacaktı. Bu gelecek Türkiye’sini hazırlayabilir miydi? Nereye kadar, kimse bilmiyor. Ancak herhâlde Islahat Fermanı Türkiye’sinin bugün bile çok gerisinde kalan zihniyet ülkemizde yaşıyor. Bazı insanlar anlayamazlar. Türk maarifi değişmişti, Türk kültür hayatı değişmeye başlamıştı, Türk teknolojisi, Türk yüksek eğitimi değişmeye başlamıştı. Rumeli eyaletlerinde başka bir hareket vardı. Aslında hareketliliği yaşamaya alışkın Anadolu da öyleydi. Asıl önemlisi bugünkü Suriye, onun kuzeyi, bugünkü Bağdat, bugünkü Filistin değişmeye başladı. Bu değişimlerin hepsini Birinci Dünya ve İkinci Dünya Savaşı sonlarına bağlamak çok kolaycılık olur.