‘ANNEN YOKSA KİMSEN YOK!..’
Peki ama neydi Punch’ın hikâyesinde bizi bu kadar derinden sarsan? Hangi duygumuzdu? Annesizlik mi? Yalnızlık mı? Yalnız kalma korkusu mu? Güvenli bağlanma ihtiyacı mı? Terk edilme travmalarımız mı tetiklendi yoksa?
“D: Hepsi” diyor, Klinik Psikolog Prof. Dr. Ayten Zara, ekliyor: “Punch’ın hikâyesi aslında insan olmanın en temel yaralarına dokundu; yoksunluk, yalnızlık ve terk edilme. Bir yavrunun anne yerine bir oyuncağa sarılması telafisi olmayan bir yoksunluktur, bizi yakaladığı yerlerden biri burası, daha kolay empati yapabildik. Çünkü bir yavru annesinden sadece süt emmez. Güveni, şefkati, ilgiyi, ten temasını, kalp atışını da emer. Punch’ın bunların hiçbirine sahip olmadığı gibi bir de zorbalık görmesi, kimsesizliğini görünür kıldı. Ne demişti Doğan Cüceloğlu: ‘Annen yoksa kimsen yok...’”
ŞEFKAT VE KORUMA GÜDÜSÜ
“Mağdur olana duyulan şefkat, sahip çıkma, koruma güdüsü... Bizi yakalayan nokta burası. Şüphesiz Punch’ın hikâyesi bizlere kendi terk edilmişliğimizi ya da savaşlar, soykırım, açlık veya bir sebeple anne şefkatinden yoksun kalmış çocukları hatırlattı. Çocuklar ve hayvanlar, yetişkinlerin insafına kalan varlıklardır. Bununla yüzleştik.”🙄