Dolmanın özel statüsünü korumasının nedenlerinden biri de yapımında harcanan emek.
Talukdar, "İç harcını hazırlamak, sebzeleri dikkatlice oyup, doldurmak sabır gerektiriyor" diyor.
"Bu yüzden dolmayı kutlamalar ve şenlikler için saklıyoruz."
Işın'a göre, bu emek yoğun yapısı, 17. ve 19. yüzyıllar arasında Osmanlı sarayının misafir menülerinde önemli bir yer tutmasının da nedeni.
Fatima Oliyan, Ramazan ayında nadiren tek başına dolma hazırlıyor.
"Kayınvalidem ve kayınpederimle genellikle bir masa etrafında toplanırız" diyor.
"Bazıları yaprakları hazırlar, bazıları harcını yapar ve geri kalanlar sarar. Birlikte yapmak eğlenceli ve bize hasret gidermek için fırsat veriyor."
Azerbaycan'da UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras uygulaması olarak kabul edilen bu toplu dolma yapma geleneği, genellikle aile büyükleri tarafından bayram toplantılarında nesilden nesle aktarılan, kolektif kültüre derinden kök salmış bir gelenek.
Birçoğu için dolma, anıları da çağrıştırıyor.
Talukdar "Balık ve kuru üzümle doldurulmuş potoler dolmayı çok seviyorum. Bu, büyükannemin yaptığı versiyondu" diyor.
"Onu her ziyaret ettiğimde, fazladan isterdim ve başka yemekler olsa bile sadece bunu ve pilavı yerdim."
Büyükannesi birkaç yıl önce vefat etse de o hala dolmasını hatırlıyor.
"Hep aynı tadı arıyorum" diyor.
Işın için ise bu yemek, İstanbul'a ilk taşındığında dolma yapma sanatını mükemmelleştirmesine yardımcı olan kayınvalidesi ve eniştesini hatırlatıyor.
Swedish Spoon'da yemek yazarı olan Isabelle Fredborg'a ise bir zamanlar bir okul arkadaşıyla dolma yeme yarışmasına katılan dedesini anımsatıyor.
"İkisi de pes etmeden önce 12 dolma yemeyi başardı" diyor gülümseyerek.
Dolma, yüzyıllar boyunca sınırları aşıp, yeni topraklara uyum sağladıktan sonra, en iyi yaptığı şeyi yapmaya devam ediyor: insanları bir araya getiriyor ve aidiyet duygusu oluşturuyor.