Bonanza taktiği İran’ı kurtarır mı
Papatya falına dönen “ABD, İran’ı vuracak mı” tartışmasını bir yana koyarak masada ve sahada olanlara bakalım.
Amerikalılar, Trump yönetiminin taktiğine “savaş gemisi diplomasisi” diyor.
Washington bir yandan İranlıları masaya çekip diğer tarafta Irak Savaşı’ndan bu yana bölgeye en büyük yığınağı yapıyor.
Bir kesim bu hareketi silahları göstererek masada konumunu güçlendirmek olarak yorumluyor.
Başka bir kesim ise “Masa sadece oyalama taktiği. Trump, yığınak tamamlanana kadar zaman kazanıyor” diyor.
Bu ikinci yoruma göre bir savaş kaçınılmaz. Trump yönetimi, İran rejimi düşmeden işin peşini bırakmayacak.
Ancak ABD’nin belki de en büyük zaafı diplomasi masası. Steve Witkoff’un müzakere masasındaki acemiliği İranlıların en büyük şansı olarak görülüyor.
Mesela Witkoff geçen bahar Umman’da yapılan görüşmelerde İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini yüzde 3,67 oranıyla sınırlandıracağına ikna olmuştu.
Bu, Trump’ın ilk döneminde çöpe attığı İran’ın Obama yönetimiyle imzaladığı nükleer anlaşmasındaki orandı.
Bugünse Witkoff “Yüzde 1 bile mümkün değil” diyor. Ancak diplomasi, İran heyetinin daha aşina olduğu bir oyun.
İngiliz gazetesi FT, son görüşmeler için Tahran’ın bir “Bonanza paketi” hazırladığını iddia etti.
Bonanza “maden bulmak”, “piyango kazanmak” gibi anlamlarda kullanılıyor.
Buna göre Trump’ın Ukrayna, Gazze ve Venezuela’da uyguladığı politikayı değerlendiren İranlılar Amerikalılara petrol ve gaz rezervlerinden faydalanma imkânı sağlayacak.
Bunun yanında ABD’ye kritik madencilik ve mineraller konusunda haklar verecekler.
Karşılığındaysa İran, sınırlı da olsa uranyum zenginleştirmeye devam etmek istiyor. Bir de tabii ABD’nin kendisine saldırmamasını...
Eğer haber doğruysa İran rejiminin ayakta kalmak için Amerikan kapitülasyonlarına razı olduğu çıkarımı yapılabilir.
Bu durumda Trump açısından düğüm İran’la savaşın maliyetiyle savaşmadan elde edeceği “bonanza”nın büyüklüğüne bağlı olarak çözülebilir.