EN BÜYÜK DÜŞMAN STRES VE UYKUSUZLUK
Testosteron dengesini etkileyen unsurlar yalnızca tabaktaki besinlerle sınırlı değil. BPA, ftalatlar ve bazı pestisitler gibi endokrin bozucu kimyasallar hormonal sistemi etkileyebiliyor. Plastik temasını azaltmak ve işlenmiş gıdaları sınırlamak bu nedenle önem taşıyor. Beyin stres algıladığında savaşma refleksini aktive edip üreme sistemini baskılıyor ve beyinde testosteron salgılatan hormonları baskılıyor. Kronik stres durumlarında bu süre uzayınca göreceli bir testosteron eksikliği oluşmuş oluyor.
Direnç egzersizleri testosteron üretimini fizyolojik olarak destekler. Yetersiz ve düzensiz uyku ise tam tersine, belirgin düşüşe yol açabilir. Testosteron üretiminin önemli bir kısmı gece uykusu sırasında gerçekleşir.
TESTOSTERON TEDAVİSİ İHTİYAÇ MI, TREND Mİ
Her testosteron düşüklüğü yaşlanmanın doğal sonucu değildir. Klinik olarak hipogonadizm tanısı, sabah saatlerinde yapılan en az iki ayrı ölçüm ve eşlik eden belirtilerle birlikte konur. Tıbbi olarak hipogonadizm tedavisi geciktirilmemelidir.
Geçmişte testosteron tedavisinin kalp-damar riskini artırabileceği yönünde endişeler vardı. Ancak son dönem büyük ölçekli çalışmalar, uygun hastalarda ve doğru dozlarda uygulanan replasman tedavisinin ciddi kardiyovasküler risk artışı oluşturmadığını, aksine çok gerekli ve faydalı olduğunu göstermektedir. Buna karşın normal düzeyleri yükseltme amacıyla hormon kullanımı güvenli kabul edilmez. Replasman tedavisi bir performans aracı değil, eksik olanı yerine koyma yaklaşımıdır.
Kadınlarda son yıllarda artan testosteron uygulamalarında da dikkatli olunmalıdır. Lipid profili üzerindeki olası olumsuz etkiler (kötü kolesterol LDL artışı ve kanın akışkanlığını azaltması) ve uzun dönem güvenlik verilerinin sınırlı olması nedeniyle, özellikle menopoz dönemindeki semptomlarda öncelikli değerlendirme östrojen eksikliği açısından yapılmalıdır.