HEDEF NÜKLEER FİZİKÇİLER
Yalnızca askerler ya da yöneticiler değil.
İran’daki nükleer fizikçiler de hedef oldu.
Örneğin nükleer fizikçi Abbasi. 2010-2013 yıllarında İran Atom Enerjisi Kurumu’nun direktörlüğünü yaptı. 2020’de milletvekili oldu. İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda tam bir şahindi. Nükleer silah yapmak için gönüllü olduğunu açıklamıştı.
Bir saldırıda öldürüldü.
Azad Üniversitesi’nin Rektörü Mohammad Mehdi Tehranchi. Shahid Beheshti Üniversitesi’nde nükleer mühendislik bölüm başkanı Abdulhamid Manouchehr. Beheshti Üniversitesi’nde nükleer mühendis profesörü Ahmad Reza Zolfaghari.
Beheshti Üniversitesi’nde bir diğer nükleer fizik profesörü Amirhossein Feqhi.
Hepsi de suikasta kurban gittiler.
İÇERİDEN BİLGİ SIZIYOR
Bu öylesine bir savaş ki...
Yalnızca füzelerle, uydularla değil,
İhanetle de yürütülüyor. İçeriden bilgi sızdırılıyor.
İran’da rejim düşmanı isimler CIA ve Mossad tarafından kullanılıyor.
İsrail istihbaratını çökertmek için Tahran’da kurulan İran istihbarat biriminin başındaki isim bile Mossad’a ajan oluyor.
Devrim Muhafızları’nın istihbarat biriminin direktörü Muhammed Kazımi bu sızdırmalarla öldürülüyor. Aslında son saldırılarda dini lider Hamaney dahil ülke güvenliğinin en önemli isimlerinin öldürülmesi aynı zamanda dünyaya bir mesaj oluyor. Trump’ın mesajını şöyle tercüme edebiliriz:
“İşte Venezuela Başkanı’nı sarayından aldım. İşte İran’ın 1 numaralı ismi ve yardımcılarını öldürdüm. Eğer istersem...”
Bütün bunları toparlayınca,
ABD ve İsrail’de çok gelişmiş bir istihbarat teknolojisi olduğu ortada.
İran devletinde ise korkunç bir istihbarat zafiyeti olduğu açık. Tabii bir de baskıcı rejimin yarattığı öfke var.
Tabii bunları görünce,
Bizim MİT Başkanlığı’nın ortaya çıkarttığı Mossad ajanlarını ve organizasyonlarını hatırlatmadan geçemiyorum.
Çok şükür ki;
Mazisi 2 bin yıl öncesine, Mete Han’lara dayanan bir ordumuz ve devletimiz var.
Çok şükür ki;
Bu coğrafyadaki ateş çemberine rağmen demokrasimiz ve kardeşliğimiz var.
Şimdi bunlara bir de “Terörsüz Türkiye vizyonu”nu ekliyoruz.
Evet bu savaşı izliyoruz.
Ama bir film gibi değil.
Daha çok bir “ders” gibi görmeliyiz.