Atmosfer çok iyiydi
Köyün labirentleri andıran merdivenlerden oluşan mimarisi, gecenin hâkimiyeti, bu tabloyu görsel açıdan inşa eden Ahmet Sesigürgil ve Barış Aygen’in ustalıkları, Christiaan Verbeek’in gerim gerim geren müziği derken öfke ve kıskançlık nöbetleri içindeki Mesut’un ruh durumunu tamamlayan ve filmi de bu biçime dönüştüren atmosfer çok iyiydi. Hava olarak da ‘Kurtuluş’un tıpkı ‘Kurak Günler’ gibi western tadı taşıdığını söylemeliyim.
Özetle kötü liderlerin peşinde sürüklenenlerin yapacağı soykırımları, katliamları, insanlık dışı eylemleri aşiret düzeni içinde salınan bir öyküyle anlatan, bir yanıyla Shakespeare trajedileri ruhu da taşıyan ‘Kurtuluş’, aynı zamanda kutuplaştırma hevesindeki herkese bir şeyler söylüyor. Emin Alper sinemasının en olgun adımlarından biri olan bu çalışmayı kesinlikle kaçırmayın derim...
Son bir not: Gösterim sonrası, 1978’de yedi öğrencinin öldürüldüğü Bahçelievler Katliamı’ndan yola çıkarak inancı üzerine öldürmek ve ölmek meselesini tartışma masasına taşımayı hedeflediği iddiasında olan, anlatımını ikiye ayırmak suretiyle cinayetleri işleyen kanada da söz hakkı veren Burak Çevik imzalı ‘Hiçbir Şey Yerinde Değil’ filmi aklıma geldi. Gerçek olaylardan esinlenerek çekilmiş bu iki yapıt arasında ideolojik bakış, derinlik ve estetik açıdan o kadar fark var ki, bunu da eleştirmen kimliğiyle not düşmeden edemedim…🤫