TÜRKİYE’DE NASIL GELİŞTİ
Türkiye’de ilk 8 Mart etkinliği 1921yılında ‘Emekçi Kadınlar Günü’ adıyla yapılıyor.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında kitlesel olarak kutlanan bir güne dönüşemiyor. 1970’lerde kadın ve sol hareketin güçlenmesi, 1975’te BM’nin ‘Kadın Yılı’ ilanıyla etkinlikler artıyor.
1980-1983 yılları arasında gösterilerin yasaklanmasıyla duraklasa da 1984 yılından sonra yeniden feminist gruplar tarafından kamusal alana taşınıyor.
1987’deki ‘Dayağa Karşı Yürüyüş’ dönüm noktası oluyor.
Başlangıçta emek eksenli, feminist kimliği belirgin bu özel gün 2000’lerden itibaren, kurumsallaşıyor.
Toplumsal cinsiyet politikalarıyla bağlantılı, ideolojiler üstü, insan hakları çerçevesinde sivil toplum hareketi olarak hem sembolik hem de politik bir güne dönüşüyor.
Ancak bu, Kadınlar Günü’nün metalaşma tehlikesini de beraberinde getiriyor. Pazarlama guruları 8 Mart’ı fırsata çevirirken şirketler de ‘Yönetim Kurullarında Kadın’ oranlarını, eşit ücret politikalarını anlatıyor, yapısal sorunlar genellikle göz ardı ediliyor.
Ve her alanda ‘kadın-erkek’ eşitliğini hedef alan gün; çiçek satışları patlaması, romantik yemeklerle feminist teorisyenlerin tanımıyla ‘pembe kapitalizme’ dönüşme, sorunların çözümü yerini anlık mutluluklara bırakma riskini içinde barındırıyor.
Henüz kadın erkek eşitliği beklentimizin çok uzağında olsa da dileğim hem ülkemizde hem de dünya genelinde kadınların ayrımcılığa, şiddete maruz kalmadan yaşaması, kadın cinayetlerinin son bulması ve kadının adının olması...