Dünya Türkiye’yi görmezden gelme lüksünü çoktan kaybetti
İKİNCİ haftasına giren İran saldırıları dünyaya çok tanıdık bir fotoğrafı yeniden gösterdi. Güç merkezleri başka yerde, sonuçları ise bambaşka coğrafyalarda yaşanan bir savaş.
Avrupa’nın haline bakınca bunu daha net görüyorsunuz.
New York Times’ta okuduğum analiz bu tabloyu oldukça çıplak biçimde anlatıyordu.
Habere göre Avrupa liderleri şu anda iki farklı baskı arasında sıkışmış durumda.
Bir tarafta Donald Trump’ın sert beklentileri, diğer tarafta ise kendi toplumlarının giderek büyüyen savaş karşıtı tepkileri.
Britanya’nın Amerika’ya verdiği askeri destek bile bu gerilimi azaltmaya yetmemiş.
Aksine Başbakan Keir Starmer hem Trump’ın eleştirileriyle hem de kendi ülkesindeki sorgulamalarla karşı karşıya kalmış.
Londra merkezli Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Direktörü Mark Leonard durumu tek cümleyle özetliyor.
“Seçilmiş politikacılar olaylar üzerinde hiçbir kontrolleri yokmuş gibi davranamaz. Avrupa toplumları zaten huzursuz ve hayal kırıklığı içinde.”
Çünkü Avrupa bugün savaşın içinde ama kararın içinde değil.
Ankara ilk günden beri aynı üç kelimenin altını çiziyor.
Soğukkanlılık, diplomasi, bölgesel istikrar.
Bu coğrafyada yaşayan herkes bilir.
Ortadoğu’da bir savaş başladığında ilk şok dalgası petrol fiyatlarına vurur. İkinci dalga göç hareketlerine. Üçüncü dalga ise güvenlik dengelerine.
Ve bu üç dalganın da en fazla etkilediği ülkelerden biri Türkiye’dir.
Bu nedenle Ankara’nın refleksi sadece politik değil, aynı zamanda tarihsel bir refleks.
Türkiye savaşın tarafı olmayı değil, denge kuran ülke olmayı tercih ediyor.
Bu çok önemli bir stratejik pozisyon.
Artık sadece askeri gücü olan ülkeler değil, kriz yönetebilen ülkeler belirleyici oluyor.
Türkiye tam da bu rolü üstlenmeye çalışıyor.
Bu çok az ülkenin sahip olduğu bir diplomatik kapasite.
Bazen dışarıdan bakıldığında bu denge siyaseti fazla temkinli gibi algılanabiliyor.
Ama ben buna başka bir isim veriyorum.
Stratejik akıl.
Çünkü Ortadoğu’da yüksek sesle konuşmak kolaydır.
Ama doğru yerde susmak bazen çok daha değerlidir.
Bugün Avrupa başkentleri Washington ile kendi kamuoyları arasında sıkışırken, Türkiye çok daha net bir yerde duruyor.
Savaşı büyütmeyen ama bölgesel gerçekliği de inkâr etmeyen bir yerde.
Bir gerçeği kabul edelim.
Türkiye artık jeopolitik bir “opsiyon” değil, bir “zorunluluk...”
Başka bir deyişle...
Dünya Türkiye’yi görmezden gelme lüksünü çoktan kaybetti.
Artık Türkiye olmadan bir denklemin kurulması neredeyse imkânsız.