Prof. Demirhan’ ın arkasından Dr. Özgür Öztop Çakmak tarafından da detaylı bir muayeneden geçirildim. Kollarımın, bacaklarımın ve adeta ikiye katlanmış bedenimin fotoğrafları ve videoları çekildi.
Yarım günden fazla kaldığım hastaneden karmaşık duygular içinde ayrıldım. O gün, Avrupa’ da Türkiye dışında- FSHD konusunda genetik araştırma yapan yalnızca bir merkez bulunduğunu; Koç Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ nin Türkiye’ nin tek, Avrupa’nın ise ikinci merkezi olduğunu öğrendim. Sadece bu değildi öğrendiğim: Koç Üniversitesi Hastanesi “Kas Hastalıkları” nı ihtisas konusu olarak seçmişti. Ve bu bilgiler beni müthiş gururlandırmış ve heyecanlandırmıştı. Eve dönerken o gün tanıştığım Koç Üniversitesi Hastanesi’ nin hayatımda çok şey değiştireceğini hissediyor, ancak duygularımı tam olarak tanımlayamıyordum.
Eylül 2015’ te, Koç Üniversitesi Hastanesi’ nde Omurga Konseyi’ ne davet edildim. Hastane’ de beni Hülya Hanım’ ın odasında altı kişilik bir ekip karşıladı. Prof. Kayserili, Dr. Ayça Aslanger, Dr. Özgür Öztop Çakmak ve Prof. Demirhan’ ı zaten tanıyordum. Tanımadığım doktorların ise Omurga Cerrahı Prof. Dr. Cüneyt Şar ile Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. İlker Eren olduklarını öğrendim.
Beni ilk önce Prof. Cüneyt Şar muayene etti. Bu muayenede Dr. Özgür Öztop Çakmak da ona yardımcı oldu. Sonra Dr. Şar bana omurga filmlerimi incelediklerini, aslında omurgamda hiçbir eğrilik bulunmadığını, eğriliğin tamamen duruş bozukluğundan kaynaklandığını söyledi ve “Size bir ameliyat öneriyoruz.” dedi. Hiç beklemediğim bu teklif beni hem çok şaşırtmış hem de çok heyecanlandırmıştı. Prof. Şar konuşmasına devam ederek, “Bu ameliyat ile sırtınızı metal çubuklarla destekleyecek ve omurgalarınızı titanyum vidalar ile sabitleyeceğiz. Böylece belinizdeki yük büyük ölçüde ortadan kaldırılmış olacak. Tabi ki her ameliyat gibi bu ameliyatın da riskleri var. Ancak sizin bu vücut yapısı ile yaşamaya devam etmeniz çok daha büyük riskler içeriyor. Bu duruma müdahale edilmediği takdirde nefes almanız giderek zorlaşacak, iç organlarınız her gün biraz daha sıkışacak ve yemek yemeniz günden güne güçleşecek. Sözün kısası, tüm organlarınız bu vücut yapısından etkilenecek.” dedi.
Şaşkınlığım iyice artmıştı, sanki dilim tutulmuştu da konuşamıyordum. Kırk yıl düşünsem ikiye katlanmış vücudumun bir ameliyatla düzelebileceğini aklıma getiremezdim. Prof. Şar’a bu ameliyatı başka kas hastalarına da uygulayıp uygulamadığını sordum ve böyle bir ameliyatı 10 yaşlarındaki çocuklara uygulamış olduğunu öğrendim. Öğrendiğim sadece bu değildi, ameliyatın benim yaşımdaki bir kas hastasına uygulanma örneğine Amerika’ da bile rastlanmıyordu. Kendilerinden bu konuyu düşünmek için biraz zaman istedim. “Tamam” dediler; ancak ameliyatı kabul etme ihtimalimi düşünerek, hazır gelmişken gerekli bazı tetkikleri yaptırmamı istediler.
Aslında ameliyatı kabul etmeye daha eve dönerken karar vermiştim. “Bu ameliyat Tanrı’ nın hayatımı kolaylaştırmak için bana gösterdiği bir yol olmalı” diye düşünüyordum. Zira bu konuda hiçbir arayışa girmemiş olmama karşın kendiliğinden önüme çıkmıştı bu olasılık. Hem bu ameliyat başka hastaların da hayatını değiştirebilir, onlar için umut ışığı olabilirdi. Düşündüğüm bir başka konu ise dünyaya geliş sebebimdi. Belki de bu hastalık bana kas hastalıkları konusunda toplumda bir farkındalık yaratma görevi yüklüyordu. Ayrıca, yeni yetişen tıp fakültesi öğrencileri böyle bir ameliyattan çok şey öğrenebilirlerdi.
Ameliyat tarihi 10 Kasım olarak belirlendi. Sayılı günler herkes için çabucak geçerken, bana oldukça uzun geldi. Gerekli tetkikleri zaten yaptırdığım için hastaneye ameliyattan bir gün önce yattım. Sabah ameliyata girerken, kararımın hem benim hem de doktorlarım için hayırlı olmasını diledim.
8 saat süren başarılı bir ameliyatın ardından, 17 gün kaldıktan sonra hastaneden ayrıldım. Evde de bir süre dinlendikten sonra da, hem işime hem de fizyoterapiye başladım.
İşte bu benim 60’ lı yaşlarımda bana yeniden dik oturabilme şansı veren Koç Üniversitesi Hastanesi ile derin gönül bağımın hikayesi. O gün bugündür her rahatsızlığımda ikinci evim saydığım bu müstesna sağlık kurumunda aldığım tedavilerle iyileşip yeniden yaşama dönüyorum. Yazılarıma ara vermek zorunda kaldığım 17 Şubat’ tan sonraki dönemde de böyle bir süreç yaşadım. Sizler benim yazımı okurken ben Hastane’ ye giriş yapıyordum.
Yapılan tetkikler sonucunda çift taraflı Zatürre olduğum belirlendi ve yoğun antibiyotik tedavisine başlandı. Sırtımdan koluma yayılan dayanılmaz ağrının ise sinir sıkışmasından kaynaklandığı belirlendi ve hastanede kaldığım süre boyunca fizik tedavi uygulandı. Artık kızımın evinde ağrılarının geçmesini bekliyorum. Ve Siz Okurlarım’ a kavuşacak kadar iyileşebildiğim için önce Yüce Allahım’ a; sonra da başta Baş Hekim Yardımcısı Dr. Özgür Deniz Tezcan, Göğüs Hastalıkları Mütehassısı Dr. Fatma Işıl Uzel, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Mütehassısı ve Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Dr. Mahir Topaloğlu ve Ortopedi ve Travmatoloji Mütehassısı Doçent Dr. İlker Eren olmak üzere tedavimde emeği geçen tüm Koç Üniversitesi Hastanesi doktorlarına, hemşirelerine ve diğer sağlık çalışanlarına yürekten teşekkür ediyorum.