BAYRAM YOKTUR AMA MUTLULUK VARDIR
Böyle anlatınca… Şekerci dükkânındaki çocukluk pek de büyülü değil miydi? Nurtekin Bey gülerek, “Ben işi çok sevdim” diyor: “Çok yorucudur, ne bayramı vardır ne tatili... Sosyal hayatı unutacaksınız ama işten öyle bir elektrik aldım ki… Ticaret hayatında daha çok para kazanılacak sektörler var ama o para bize mutluluk vermiyor. Allah bereket versin, bir şeyler kazanıyoruz ama asıl ürettiğiniz bir şeyin karşıdakini mutlu etmesi, ‘Çok güzel yapılmış’ demesi, dönüp teşekkür etmesi beni mutlu ediyor. Burası ben çocukken de büyülü bir dünyaydı. O zamanlar şeker bugünkünden de kıymetliydi. İnsanları mutlu ediyor, bende de mutlu oluyorum.”
ŞEKERCİ DÜKKÂNINDA BİR GÜN
Tepsilerde baklavalar, helvalar… Kavanozlarda şekerler, lokumlar, badem ezmeleri... Şekerci dükkânında neler yapılır? Erol: “Eskiden dev bakır kazanlarda karıştırılırdı. Şimdi modernize oldu ama bakırın tadını hiçbir şey vermiyor. Güllü lokumlar için çocukluğumda gülleri Beykoz’daki bir köyden, sabahları erkenden, kırağı düşmeden alırdık. Isparta, 1960’lardan sonra ‘gül diyarı’ oldu. Onu şekerle yatırır, bir ay bekletirsiniz. Portakalı da kabuğunu rendeleyip şekerin içine yatırırız. Bir ay harman olup lokumun içine atılır. Damla sakızı Sakız Adası’ndan, fındık Giresun, fıstık Nizip’ten gelir.” Anlatırken bile insanın canı çekiyor. İçinde çalışırken nasıldı? Nurtekin Bey gülerek, “Şu an 70 yaşındayım. Evde tatlı yediğimde hanım ‘Bıkmadın mı?’ diye takılır. Yok, bıkmıyorum. Severek yiyip severek yapınca ürünler de güzel oluyor.”
BEŞİNCİ KUŞAK DEVAM ETTİRİYOR
Kadıköy’ün tarihi ‘Altın Kanaat Şekercisi’, Nurtekin Bey’in girişimleriyle 1975 yılında ‘Cafer Erol Şekercisi’ adına dönmüş. Babasının 1980’deki vefatından sonra Erol, yoluna bir süre yalnız devam etmiş. Bugünlerdeyse kızı ve oğlunun da yanına gelmesiyle işler beşinci kuşakla devam ediyor. Biri Londra’da olmak üzere çok sayıda şubeleri var. Tarihi dükkân, 1993’teki restorasyon sürecinden sonra son yıllarda yılbaşı süslemeleriyle sosyal medyada çok ilgi görüyordu. Mekân ‘sit alanı’ olduğundan bu sene süslemeleri yapamamışlar. Erol, “İmalatımız aynı. Reçetede değişiklik yapamazsınız ama görsel olarak çok çalışıyoruz” diyor: “Çocukluğumda ambalaj yoktu. Beyaz ve mavi kâğıtlar vardı. Beyaz kâğıtlar daha kıymetliydi. İple bağlardık. Ambalaj sektörü 1970’lerden sonra gelişti. Bugün ambalaj olmadan bir şeyi satamazsınız. İnsanın gözüne ilk ambalaj çarpıyor. İçindeki de güzel olursa daha başka oluyor.”