‘EN İYİ’ OLMAYI İSTEMEKTEN BAŞKA SEÇENEK YOK
Marty performansınızda sizin için en kişisel olan taraf neydi?
- Masa tenisi sahnelerinin tamamıydı. Senaristimiz Ronald Bronstein bir soru-cevapta masa tenisinin filmde çok güçlü bir görsel metafor olduğunu anlattı. Hatta biraz “küçük düşürücü” bir spor olarak tanımladı. “Ping pong” kelimesinin bile kulağa komik geldiğini söyledi.
Ben ise Marty adına, neredeyse savunmaya geçtim. Çünkü onun için ping pong dünyadaki en büyük hayaldi. Ve galiba benim için de oyunculuğumun bir tür dönüşümüydü. Kariyerimde artık bu dönüşümden kaçmak istemediğimi hissediyorum. Başka oyuncuların da, tıpkı Marty Mauser gibi, büyük olma arzusunun peşinden gittiklerini rahatça söyleyebilmelerini istiyorum. En basit şekilde ve tüm tevazumla söylüyorum; ben de öyle hissediyorum. Bu hayat tarzı ve beraberinde gelen beklentiler o kadar tuhaf, o kadar sıra dışı ki, insanın en iyisi olmayı istemesinden başka bir seçenek kalmıyor gibi. Ve Marty Mauser tam da böyle bir karakter.
Geçen yıl SAG Ödülleri’ndeki konuşmam biraz bununla ilgiliydi aslında. (SAG töreninde sinemanın efsanelerinden biri olmak istediğini söylemişti.) Çünkü bu filmi törenden sadece 2 ay önce bitirmiştim ve karakterin ruh halinden henüz tam çıkamamıştım. O duygu tamamen zirveye ulaşma isteğiydi. Bu tavrın, bu isteğin herkesi yukarı çektiğine inanıyorum. Çünkü kulağa ne kadar klişe gelirse gelsin, insanları ellerinden gelenin en iyisini yapmaya teşvik ediyor.