Hem daha güçlü hem daha kırılgan
Pınar Deniz, anne olduktan sonra yaşadığı dönüşümü Marie Claire Arabia dergisine anlattı: “Daha önce hiç bu kadar yoğun, bu kadar hızlı değişen hisler yaşamamıştım.”
MESLEKTAŞI Kaan Yıldırım’la evli olan ve 1 Nisan 2025’te oğlu Fikret Hakan’ı dünyaya getiren Pınar Deniz, annelikle beraber hayatında nelerin değiştiğini Marie Claire Arabia dergisine anlattı. Derginin kapağını da süsleyen ünlü oyuncu, anneliğin hedeflerini yeniden şekillendirdiğini söyledi: “Oğlumdan önce kararlarım daha bireyseldi. Hata yapar, bazen bundan keyif alır, bazen de bedelini öderdim. Şimdi ise hayatımdaki önemli kararları alırken ilk düşündüğüm şey onun varlığı oluyor. Bu, beni daha az özgür değil; daha bilinçli, daha özümseyen ve daha derin biri yaptı. Annelik, hedeflerimi küçültmedi, sadece anlamlarını değiştirdi.”
SINIRSIZ SEVGİ
Pınar Deniz, “Anne olduktan sonra içinde en derinden ne değişti?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“İçimdeki en büyük değişim, duyguların şiddetiyle ilgili oldu. Daha önce hiç bu kadar yoğun, bu kadar hızlı değişen hisler yaşamamıştım. Annelik bana sadece sınırsız bir sevgi öğretmedi; kendimle ilgili bambaşka bir yüzleşme alanı da açtı. Aynı anda hem daha güçlü hem de daha kırılgan olduğum bir yer.”
PSİKOLOJİ OKUMAYI HAYAL EDİYORDUM
Pınar Deniz, oyunculuktan önce farklı mesleklere yönelmeyi düşündüğünü anlattı:
“Büyüdükçe fark ettim ki iç dünyamla, düşüncelerimle, hislerimle var olmak istiyordum. Bir dönem psikoloji okumayı ya da edebiyatla uğraşmayı hayal ettim. İnsan zihni ve duyguları hep ilgimi çekti, hâlâ da çekiyor. Belki de bu yüzden oyunculuk beni buldu. Çünkü yaptığım meslek, bana tek bir kimliğe sıkışmadan pek çok hayatı, deneyimi hissetme imkânı verdi. Ayrıca insanların kalbine dokunma, onlarla duygusal bir bağ kurma ihtiyacı beni bu yola iten asıl şey oldu.”
ÇOK DUYGUSAL BİR MİLLETİZ
Türk dizilerinin dünyadaki başarısını da değerlendiren Pınar Deniz şunları söyledi:
“Biz çok duygusal bir milletiz. Duygularımızı tüm yoğunluğuyla, açıkça göstermeyi seviyoruz. Hislerimizi bastırmak yerine görünür kılmayı tercih ediyoruz. Ama duyguların dili evrensel. Türk dizilerinin sınırları aşmasının nedeni de tam olarak bu samimiyet bence. İnsanlar kendilerini o hikâyelerde, o karakterlerin kırılganlığında bulabiliyor.”